BATIL BATI KULÜP VE FELSEFE TAŞI

Hak ve batıl savaşı sanıyorum insanın düşünmeye başladığı ilk andan itibaren var. Ama görülüyor ki o ilk andan günümüze “güç”, hak ve batılın yerini değiştirip duruyor.

Peki hak ve batılı karşılaştırırsak:

Hak gerçek ve doğru olandır. Batıl gerçek olmayan, yanlış ve temelsiz olandır.

Hak adalet, doğruluk ve hakikate dayanır. Batıl aldatma, haksızlık ve yanılsamaya dayanır.

Hak kalıcı ve sağlamdır. Batıl geçici ve çürümeye mahkûmdur.

Konuya böyle girdikten sonra nereden aklıma geldiğini söyleyeyim.

Warner Bros. Studio Tour London – The Making of Harry Potter’ın içindeyim. Tam girişte, tavana asılı o fantastik ejderhanın altında düşünüyorum. O yaratık bizi kapıp kaçıracak kadar sahici.

Aslı astarı olmayan, gerçek dışı fantastik bir kahramanı ve yaşadıklarını hayal perdesinden son derece gerçekçi mekânlara taşımak, dönümlerce alanda bu fikir üzerinden bir cazibe merkezi, bir çekim alanı oluşturmak nasıl bir ticari akıl diye düşünürken birden rahmetli Erbakan’ın “BATIL BATI KULÜBÜ” sözü geliyor aklıma. Kendi kendime gülümsüyorum. Bize Hakk’ın bahşettiği güzide vatanımızın dört bir yanından gerçek tarih ve doğa fışkırırken ve biz bu çekim alanını oluşturamıyorken Batı bunu nasıl başarıyor?

Bu mekân 2012 yılından bu yana ziyaretçilerini Harry Potter filmlerinin çekildiği gerçek stüdyolarda ağırlıyor. Hogwarts’ın Büyük Salonu’nda dolaşıyor, Diagon Yolu’nda yürüyebiliyor, 9¾ (Dokuz Üç Çeyrek) numaralı peronda fotoğraf çektirebiliyor, kostümleri, dekorları ve filmlerde kullanılan binlerce orijinal objeyi yakından görebiliyorsunuz.

İngiliz yazar J. K. Rowling, tren yolculuğunda aklına düşen bir fikirle kalemi eline alıyor. O gün kimse bilmiyor ama yazdığı hikâye, dünyanın en büyük yayıncılık ve sinema başarılarından birine dönüşüyor.

İlk kitap, Harry Potter ve Felsefe Taşı, 26 Haziran 1997 tarihinde yayımlanıyor. Kısa sürede İngiltere’yi aşıyor, ardından bütün dünyayı sarıyor. Bugün seri 600 milyondan fazla satmış durumda ve 80’den fazla dile çevrilmiş.

Bu başarıyı fark eden Warner Bros., film haklarını 1999 yılında satın alıyor. İlk film ise 2001 yılında vizyona giriyor. Ardı ardına gelen sekiz film milyonlarca insanı sinema salonlarına çekiyor ve Harry Potter’ı yalnızca bir roman kahramanı olmaktan çıkarıp dünya çapında bir fenomene dönüştürüyor.

Bu büyülü dünyanın kapıları bugün Londra’da hâlâ açık. Açık ama öyle elini kolunu sallayarak giremezsin. Önce hatırı sayılır bir bütçen olacak. Sonra İngiltere vizesine başvuracaksın. Aldıysan internetten bilet bulacak, günü ve saati belirleyip sonra geleceksin.

Harry Potter’ın gerçek olmayan ama sanki gerçekmiş gibi somutlaştırıldığı bu dev mekânda çocuklar süpürgeye binip gerçekten uçuyormuş gibi videolar, fotoğraflar edinebiliyor, alkolsüz kaymak birası içebiliyorlar. Tabii bütün bunlar bilet haricinde hatırı sayılır bir bedel karşılığında sağlanıyor.

Herkes filmlerde görülen fantastik canlıları ürpererek izleyip heyecanlanıyor. İşte o gerçeklik hissi içerideki satış noktalarından gerçek olmayan birçok ürünü satın almaya itiyor. Ve artık bu muhteşem stüdyo çıkışında seni öyle bir Harry Potter alışveriş merkezi karşılıyor ki benim diyen kendini tutamaz. İnsanın kullandığı neredeyse her şeyin hediyeliği var. Kravatlar, biblolar, yastıklar, tişörtler, şapkalar, kupalar, yastıklar, kalemler, kokular…

Arkasını siz düşünün artık. Yok yok.

Alışveriş kuyrukta…

Peki neden? Neden bilet garanti?

Hadi herkes geldi diyelim. Neden yeme içme ve alışveriş garanti?

Çünkü ticaretin altın kurallarının tamamı bir araya getirilmiş de ondan.

Bir konu var. Bu öyle bir konu ki kitaplarda anlatılmış ve okunmuş. Filme çekilmiş, gişe rekorları kırmış. Şimdi aynı malzemeler yeniden tasarlanmaya bile gerek duyulmadan birebir bu mekâna aktarılıyor.

Harry Potter’ın kravatı satmaz mı? Bir çocuk onun gibi uçmak istemez mi? Onun soluduğu ortamların içine girip heyecanlanmaz mı? Ve o heyecanı tekrar yaşamasını sağlayan aynı ortamdan bir objeyi, oyuncağı, giysiyi alıp evine götürmek istemez mi?

Sadece çocuklar değil şimdi anne baba olmuşlar, yetişkinler de öyle.

Bir zamanlar hayranı olduğu Harry Potter’ın sanal gerçekliğinin içinde kaybolmuş çocukluğunu arayan şimdi otuz yaşını aşmış biri duygulanıp ağlamaz mı? Her bölüme girdiğinde çığlık atmaz mı? Ve mağazasında -gücü çerçevesinde- her şeye saldırmaz mı?

Proje o kadar kapsamlı ki bileti olan herkes ücretsiz olarak artık İngiltere’nin sembolü olmuş çift katlı otobüslerle alana getiriliyor, gezi bitince yine aynı yere, yani tren istasyonunun önüne bırakılıyor.

Bizde olsa, “Vay buradan otobüs mü kaldırılır, sermayeye peşkeş çekiliyor, birileri havadan para kazanıyor.” der ya da dedirtir dururuz.

Böyle düşündükçe “Batıl Batı Kulübü” semirdikçe semiriyor. O her şeyi yapıyor ama senin yapmana izin vermiyor. Seni, beni, bizi batıl adamlarla uyutup duruyor. Batıl dediğine her şey mübahken sana, bana, ona hakkımız olan yasak oluyor.

Başa dönüp hak ve batılın anlamlarına bir daha bakalım mı? Apollon Tapınağı, Efes Harabeleri güneşin altında, sert doğa koşullarında ziyaretçi bekler ve ayakta kalmaya direnirken, bir taş kadar gerçekken, efil efil klimalı ortamlarda batıl olan bu kadar ilgiyi nasıl görüyor? İşte aklın ve dolayıyla ekonomik gücün hak ve batılın yerlerini değiştirmesine uygun bir örnek.

Kıskanmıyorum ama hasta olacak kadar gıpta ediyor ve bir o kadar da üzülüyorum.

Turistik yerlerimiz bomboş, fabrikalar kapanıyor, esnaf kan ağlıyor, işsizlik almış başını gidiyor. Tarlada çilek, ağaçta kiraz kalıyor ve ben Harry Potter’ın polyesterden yapılmış batıl felsefe taşına bakıp iç çekiyorum.