AVRUPA KENTLERİNDE AKILLI ULAŞIM SİSTEMLERİNE GEÇİŞ

Avrupa kentleri, kent içinde ulaşım sıkışıklığı sorununu hiç yaşamıyor, bu rahatlamayı da kent içi ulaşımda toplu taşıma sistemlerini geliştirerek, yeni uygulamaları da devreye sokarak sağlıyorlar ve de kentliler özel arabalarıyla kent içinde dolaşmaktan uzak duruyorlar(!) Yüksek hızlı raylı sistemler, entegre biletleme, aktarmalı ulaşım, bisiklet ve yaya ulaşım düzeni kentlerin içinde, ulaşımın hızlı ve konforlu olmasını sağlıyor. Kent merkezlerinde tek bilet sistemi ve kolay aktarma düzeni, bu sistemin işlemesini kolaylaştırıyor, hızlandırıyor. Son yıllarda İklim Değişikliği faktörü de, karbon salınımı olmayan, elektrikli ulaşım sistemlerinin ve bisikletli ulaşımın, ağırlık kazanmasını öne çekiyor. Bugünlerde Avrupa kentlerinde ulaşım yeni bir döneme giriyor, sabit hatlardan talebe göre çalışan Akıllı Ulaşım Sistemlerine geçiş, başlıyor. Elektrikli otobüsler, sıfır karbon salınımlı hedefleri ve dijital biletleme sistemleri gündemdeki yerini korurken, birçok şehir artık çok daha farklı bir soruya odaklanıyor: Her gün aynı hatta boş otobüs çalıştırmak gerçekten gerekli mi?

Artan işletme maliyetleri, sürücü bulma zorluğu, değişen yolcu alışkanlıkları ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması ihtiyacı, Avrupa ulaşım yönetimlerini sabit hat anlayışını yeniden değerlendirmeye yöneltti ve ‘’Talebe Duyarlı Toplu Taşıma’’ modelini hızla yaygınlaştırmalarını, öne çekti. Uluslararası Toplu Taşıma Birliği bu modeli özellikle düşük yolcu yoğunluğuna sahip bölgelerde toplu taşımanın erişilebilirliğini artıran ve bekleme sürelerini azaltan önemli bir çözüm olarak tanımlıyor. Kuruluşun yayınladığı küresel değerlendirmede, bu modelin artık yalnız kırsal alanlarda değil, kent merkezleri, gece seferleri, ilk ve son kilometre bağlantılarıyla hava limanı erişiminde de kullanılmaya başlandığı, açıklanıyor.

Klasik toplu taşımada otobüsler belirli saatlerde, belirlenmiş güzergahlarda çalışıyor. Araç dolu da olsa, boş ta olsa aynı rotayı takip ediyor. Talebe Duyarlı Toplu Taşıma Sisteminde ise süreç tamamen farklı işliyor. Yolcu, mobil uygulama, internet veya çağrı merkezi üzerinden talebini iletiyor. Sistem, aynı bölgede benzer güzergaha gitmek isteyen diğer yolcuları yapay zeka destekli oluşumlarla eşleştiriyor ve aracın izleyeceği en verimli rotayı birkaç saniye içinde oluşturuyor. Böylece otobüs veya minibüs, sadece ihtiyaç duyulan noktalara uğruyor. Bu yaklaşım sayesinde boş kilometreler azalıyor, yakıt ve enerji tüketimi düşüyor, işletme maliyetleri kontrol altına alınıyor, yolcu bekleme süreleri azalıyor. Kırsal ve düşük nüfuslu bölgelerde taşıma sürdürülebilir hale geliyor. Uzmanlar bu sistemin sabit hatlı sistem ile taksi hizmeti arsında esnek ve maliyeti düşük bir model olduğunu, vurguluyorlar. Avrupa kentlerinde bu sistem yaygın hale geliyor. İlk dönemlerde yaşlı nüfusun yoğun olduğu kırsal bölgelerde daha çok kullanılırken şimdi çok daha geniş alanlara yayılıyor. Yeni uygulamalar arasında, havaalanı bağlantıları, sanayi bölgeleri, üniversite kampüsleri, gece ulaşımı, banliyö hatları, ilk ve son kilometre bağlantıları öne çıkıyor. Bazı şehirlerde sistem metro ve tramvay istasyonlarına besleme hattı olarak görev yaparken, şimdi bazı bölgelerde klasik otobüs hatlarının yerini almaya başladı. Ayrıca her kentin nüfus yapısı, talep yoğunluğu ve ulaşım ağına göre farklı işletme modelleri oluşuyor.

Avrupa kentlerinde dikkat çeken diğer bir gelişme ise, Dijital İkiz Teknolojisi oluyor. Bu sistemde kentlerin ulaşım ağı dijital ortamda modelleniyor. Yeni bir hat açılmadan, yolcu talebi, trafik yükü, kavşak yoğunluğu, araç kapasitesi, bekleme süreleri önce sanal ortamda test ediliyor. Örneğin Münih’te geliştirilen dijital ikiz teknolojisi uygulaması sayesinde ulaşım planlamasında gerçek zamanlı veriler kullanılmaya başladı. Böylece yatırım kararları daha düşük riskle alınabiliyor. Biletleme sistemleri de değişiyor, birçok kent hesap bazlı biletleme sistemine geçiyor…

Avrupa kentleri ulaşım sisteminde oluşan bu değişimler bizim için ne ifade ediyor? Türkiye’de büyükşehirlerde, yüksek yolcu yoğunluğu bulunan ana koridorlarda klasik otobüs ve raylı sistem yatırımları önemini koruyor. Ancak kırsal mahalleler, düşük yoğunluklu banliyöler, gece seferleri, OSB ve havalimanı bağlantıları ve yeni gelişen yerleşim alanları için Talebe Duyarlı Toplu Taşım modeli önemli çözümler geliştirebilir. Özellikle işletme maliyetlerinin yükseldiği ve toplu taşımada verimliliğin ön plana çıktığı günümüzde, talebe duyarlı sistemler, belediyelerin hizmet kalitesini korurken kaynak kullanımını optimize etmeye yardımcı olabilir.

Sonuç; Toplu taşımada yeni dönem artık yalnızca kalifiye otobüs satın almakla değil, mevcut filoyu daha akıllı yönetmekle şekilleniyor. Elektrifikasyon, dijital biletleme, yapay zeka destekli işletme yönetimi ve talebe göre çalışan ulaşım sistemleri birlikte değerlendirildiğinde, kentlerdeki toplu taşımanın geleceği esnek, veri odaklı ve yolcu talebine göre şekillenen bir yapıya doğru ilerliyor. Bu dönüşümün önümüzdeki yıllarda Türkiye’deki belediyeler ve şehir içi ulaşım planlamaları açısından da önemli bir referans oluşturması bekleniyor.

Bu bilgileri kentlerimizin ulaşım sorunlarının çözümü üzerinde çalışan bilim adamlarımızın, meslek odalarımızın ve belediyelerimizin ulaşım uzmanlarının değerlendirmesine sunuyorum.