banner8

banner6

banner11

25.01.2021, 20:12

Acı reçete

Eskiler ne olduğunu bilir. Özeti her şeye zam demektir. Hemen her kesimden insan için, giderek zorlaşan yaşam standartları sonuç ve delildir. Acıyı unutturmak, umudu açık tutmak için içi boş reformlarla, paketlerle süslenir. Devletin gelirleri, harcamalarına yetmeyince başlar. Ya gelirler artacak ya da giderler düşecektir. Giderler düşsün diye bir şeyler yapıldığı görülmüş bir alışkanlık değildir, yani bütün yükü gelirlere taşıtmak dışında çare yoktur. Bilinen en kolay yolu, sattığın ürünlerin fiyatlarını arttırmaktır. Nedir onlar? Elektrik, doğalgaz, benzin, mazot, harçlar, vergiler, cezalar vs. Bizde de alışılmış yöntem budur. Yöntemi öğrenip, aydınlanma yaşayan birtakım arkadaşa da fırsattır, kendi portföy fiyatlarını arttırır. Ne onlar? Ispanak, peynir, zeytin, karnabahar, ekmek vs. Can yakan üreten değil. Yanlış anlaşılmasın. Can yakan üretenle, tüketen arasındakilerdir. Mesela Ispanak tarlada 1.5 TL, pazarda 8 TL’dir. Üreten süte % 15 zam yapar. Çünkü devletin resmi enflasyon oranı % 14,1’dir. Markette süte % 60, peynire % 70 zam gelir. Demir kütüğüne gelen zam %49. İnşaat demirine gelen zam % 83’tür.Fırsattır. İzmir’de Deprem oldu. İnsanların evleri yıkıldı. Çevrede kiralara zam geldi. Ev fiyatlarına zam geldi. Bütün istatistikler gösteriyor ki ‘Ahlak Enflasyonu’ her gün artmaktadır. Tehlikenin büyüğü de budur. Ne zaman anlayacağız insanca yaşamın faziletini? Siyaset dün siyah dediğine, bugün beyaz demez de, dürüstlüğün faziletini anlarsa olacak inşallah…
Medyamızda bir başka alem. Bir kısım medya patlıcanın kilosu 5 TL derken, diğeri 9 TL diyor. Halbuki her pazarda patlıcan 8 TL. Ya da bir kısım medyaya göre markette peynir 40 TL, diğerine göre ise 75 TL. Gerçek ise aynı kalitede peynir her markette 65-70 TL. Kimi, neden kandırmaya çalışıyoruz?
Bazı medyaya göre, yüksek gelirli ülkeler sınıfına girmişiz. Öbürüne bakıyorsun 75. sıradayız. Milli gelir sıralamasında, uluslararası para fonuna göre 2019 için 9 bin 346 dolarla 68’inci sıradayız. 2020’de ise %16 gerilemiş, 7 bin 715 dolar ile 78’inci sıraya inmişiz. Uluslararası para fonuna göre Türkiye, vatandaşı son 6 yılda %38 fakirleşmiş bir ülke. Adet olduğu üzere hadi uluslararası para fonunun bu istatistik bilgileri yok hükmünde deniyorsa, Dünya Bankası verilerine göre 79’uncu Birleşmiş Milletler verilerine göre 75’inci sıradayız. Bütün rakamların ortada olduğu, matematiksel veriden ibaret bir haberde dahi bu kadar farklı bilgilendirme olabilir mi? O zaman neye, kime, hangi ekonomik açıklama ve habere güvenip de yatırım, planlama yapılır? Yatırım yoksa, işsizlik nasıl düşer, katma değer ve üretim artar? Acaba bu reçete daha mı acı? Medyadaki bu karmaşanın galibi olabilir mi?
Ekonomi uzmanları sebep, sonuç ilişkilerini bilirler. Bizde bir süre faiz talimatla düşük tutulmaya çalışıldı. Bazı bürokratların yer değiştirmesine, Merkez Bankası’nda milyarlarca dolar eritilmesine rağmen ısrarla sürdürülen bu politika, istenilen sonuca ulaşamadı ve vazgeçildi. Arkasından kurcalanan istatistik bilgilerle enflasyona müdahale sonucu garip bir durum gelişti. Gıda enflasyonu ile resmi enflasyon rakamları ya da resmi enflasyon rakamı ile piyasa ürünleri enflasyon rakamları arasında ciddi çelişkiler oluştu. Bu durumun lehimize bir ekonomik veri sağlaması mümkün mü? Asgari ücret ve emekli maaşlarının resmi enflasyona göre ayarlanması ise sosyal yaralara merhem olamayacak ekonomik politikalardır.
Aslında ekonomi uzmanları bilirler ki rakamları kurcalamakla ne faiz, ne enflasyon, ne döviz kuru, ne işsizlik düşmez ya da değişmez. Sözde olsa da özde olmaz. Faizi düşürmek mi istiyorsunuz, belki bütçe açığını engellemeniz ve dış ticaret fazlası sağlamanız gerekecektir. Bunun için de iyi bir üretim planlaması ve teşvik yönlendirmesi, israfın önüne geçmek, bankaların sıkı denetimi, kredilerin doğru kullanılması, liyakatten taviz verilmemesi, özellikle ve mutlaka adaletin özerkliği ve tarafsızlığı, eğitimin ve Ar-Ge’nin güçlendirilmesi gibi yöntemler gerekiyordur. Başarmış ülkelerin yöntemleri takip edilse bugünkünden iyi olunacağı ortada. 2021 bütçemiz 145 milyar TL açık öngörüyor. Geçen yıl öngördüğü açık miktarını ise ilk 4 ayda aşmıştı. Pandemi falan demeyin. Merkez Bankası kaynakları ve daha birçok kaynağın kullanılmasına rağmen açığa engel olunamadı. Uzun senelerdir bir bütçe istikrarı sağlanamadı. Ciddiye alınamadı. Aslında, bizde hafife alınan bütçe ciddiyetsizliği, gelişmiş ülkelerde, güven sendromu yaratacak ve kriz çağrısı olacak güçtedir.
Şimdi kemerler sıkılacaktır. Kim sıkacak, elbette vatandaş. Devletin kasası dolacak ki, seçilmişler alıştıkları standartlardan mahrum kalmasın. Ne kadar sıkılacak, ne kadar sürecek gibi soruların, cevabını siyaset bilecektir. Geçmiş dönem tecrübesi ile gerektiği kadar denilebilir. Çünkü hiçbir zaman bir planı olmamıştır. Samimi cevap budur.
Nasıl sıkacağız sorusuna da geçmiş tecrübelerimiz ile haftaya bir cevap verelim. O zamana kadar belki aşı falan olur, hayata daha olumlu ve güler yüzle bakarsınız.
Sağlık dilerim.
Yorumlar (0)
18
açık
banner12