15 SENE ÖNCE ENFLASYON YÜZDE 7 İDİ

2026 yılına pek çok zam ve yeni vergilerle girdik. Sıkı para politikası gereği yeni zamlar, yeni vergi artışları ve düşük ücret uygulamalarının doğal sonucu olarak, piyasa daralması ağırlığını hissettiriyor. Eğer ekonomi yönetiminin buradan beklentisi, içeride ticaret olmasın, kimse bir şeyler alıp satmasın, böylece fiyatlar ve sonuçta enflasyon düşsün çabası ise, bu sonuca ulaşılması muhtemel. Ancak bu suni çaba ile kalıcı olması zor. Ayrıca yine kuvvetle muhtemel yan etkiler olacak. İşsizlik ve yoksulluk artışı, üretim gücü düşmesi, yatırımların yavaşlaması belirgin olanlar ve dahası var. Bu olası gelişmelerin geri dönüşü zaman isteyen yüksek bedellere neden olma ihtimali hesaba katılmalıdır. Çünkü böyle bir durum tüm sektörleri çıkmaza sokma riski taşıyacaktır. Alış veriş yoksa, üretimde olmaz. Arz var, talep yoksa mal elde kalır. Olmayanı dışardan alır, içerdeki fazlayı dışarıya satarız düşüncesi, sizi hem alırken hemde satarken bağımlı hale getirir. Aldığınızı pahalı almak, sattığınızı ucuza satmak zorunda kalma riski de yükselir. Ve doğal sonuç olarak, her şey var demek, alan yoksa bir anlam ifade etmez. Kısa sürede meydana gelebilecek kayıpları geri kazanmak uzun zaman gerektirecektir. Ekonomideki böyle bir zaaf, savunma gücünüzü zayıflatıp, toprağınızda gözü olanların cesaretini arttıracaktır.

Türkiye’de pek çok ekonomik kriz yaşadık. Her birinden bir ders çıkarmaya çalıştık. Ve her zaman şunu gördük. Piyasa ne kadar canlı ise, ekonomi ve paranızın alım gücü o kadar güçlü olmuştur. Türkiye ekonomisi en son 2010-2015 yılları arasında güçlü bir dönem yaşamıştır. Ve bu tarihlerde ülke Cumhuriyetin ilk 20 yılından sonra ikinci kez ekonominin yeniden sağlıklı ve istikrarlı büyüdüğü, canlı olduğu yıllardır. Enflasyon %7, dolar 2.3 tl, faiz %5 idi. Türkiye o yıllarda %8 büyüme oranını yakalamış, OECD ülkeleri arasında 17. sıraya yükselmişti. Sonrasından bugüne ne yazık ki aynı istikrarı yaşayamadı ve ekonomi sürekli zor yıllar yaşadı. İdeal olan düşük enflasyon, herkes için enflasyon üzerinde gelir artışı ve canlı piyasadır. Elbette bankalar sağlam, ayakta durmalı, kredi teminatlarını esnetmeden piyasa canlılığına katkı vermeli ve istikrar korunmalı, bütçe, cari ve dış ticaret dengesi gözetilmeli.

Kısa bir süre önce medyada “para transferi düzenlemesi kaldırıldı” başlıklı bir haber okuduk. Sayın Cumhurbaşkanının, kararı resmî gazetede yayınlatmadan iptal ettiği yazılı idi. Doğru ise son derece olumlu bir karar verilmiştir. Çünkü böyle bir düzenleme doğruda olsa zamanlama yanlıştır düşüncesindeyim. Türk ekonomisi sağlıklı işleyen, istikrarlı ve sağlam bir konuma erişmeden, zorlayıcı, kısıtlayıcı tedbirlere gitmek, ateşe körükle gitmek manasına gelmez mi? Emlak vergilerinde olduğu gibi salt vergi geliri artışına dönük aşırı kısıtlayıcı kararlar almak da öyle değil mi? Yapı sektörü lokomotif bir sektördür. Bunun nedeni iki yüzden fazla yan sektöre can vermesidir. Siz kredi faizleri bu kadar yüksek bir mertebede ve alım gücü bu kadar düşük iken, emlak alım satımını kısıtlayan ilave vergiler gibi kararlar almak, zaten zorda olan piyasayı iyice darlaştırmak manasına gelmez mi?

Emlak piyasasındaki vergi kaybını önlemek kararlığında iseniz, öncelikle piyasanın canlı kalmasını sağlamak gerekmez mi? İnsanların daha kolay ev alabilmesini sağlayacak tedbirler sosyal hükümetlerin ana görevlerinden birisi değil mi? Belki KDV oranlarını, inşaata başlanmasından bitene kadar her aşamada ödenen tüm vergi oranlarında rahatlatan düzenlemeler bu amaca hizmet için bir yol olabilir. Ne yazık ki şu an bu sektördeki vergiler oldukça yüksektir.

Salt vergi artışı ve zam yapmakla ekonominin düzeleceğini beklemek hayal olacaktır. Kalıcı bir düşük enflasyon, kalıcı istikrarlı bir ekonomi, herkes için insanca yaşam standardı elbette yönetenlerinde hedefi. Şüphesiz bizden daha iyi düşünüyor ve çalışıyorlardır.