11 Şubat, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü. Ancak bu tarih yalnızca sembolik bir kutlama günü değil; küresel rekabetin, teknolojik dönüşümün ve ekonomik büyümenin tam merkezinde yer alan stratejik bir başlıktır.
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) son raporlarına göre, yapay zekâ, veri bilimi ve ileri mühendislik alanları en hızlı büyüyen meslek grupları arasında yer alıyor. Ancak bu alanlarda kadın temsiliyeti hâlâ ciddi biçimde sınırlı. UNESCO verilerine göre dünya genelinde araştırmacıların yalnızca yaklaşık %33’ü kadın. Yapay zekâ alanında ise bu oran %22 seviyelerinde.
Türkiye’ye baktığımızda tablo daha karmaşık ama umut verici. TÜİK verilerine göre yükseköğretimde kadınların oranı %49’a yaklaşmış durumda. Ancak mühendislik ve teknoloji bölümlerinde bu oran ortalama %30–35 bandında seyrediyor. İş gücüne katılım ve özellikle üst düzey teknik pozisyonlara yükselme aşamasında ise oran daha da düşüyor. Bu durum yalnızca bir “eşitlik” meselesi değil; aynı zamanda bir verimlilik ve kalkınma meselesi.
McKinsey Global Institute’un yaptığı araştırmalar, iş gücünde cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının küresel ekonomiye trilyonlarca dolarlık katkı sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Farklı bakış açılarına sahip ekiplerin inovasyon kapasitesi daha yüksek, problem çözme performansı daha güçlü ve finansal sonuçları daha başarılı.
Sanayi şehrimiz Bursa açısından baktığımızda konu daha da stratejik hale geliyor. Otomotivden makineye, tekstilden savunma sanayine kadar yüksek teknoloji gerektiren sektörlerde rekabet gücümüzü artırmak istiyorsak, insan kaynağımızın yarısını oluşturan kadınları STEM alanlarında acil olarak daha etkin konumlandırmak zorundayız.
Çünkü dönüşümün adı artık dijitalleşme, yapay zekâ, sürdürülebilir üretim ve yeşil dönüşüm. Ve bu dönüşüm tek cinsiyetle yapılamaz. Bilimde ve mühendislikte kadınların artması;
* Daha kapsayıcı ürün tasarımı demektir.
* Daha sürdürülebilir çözümler demektir.
* Daha dirençli ve yaratıcı organizasyonlar demektir.
Bugün genç kız çocuklarının kodlama, robotik, veri analizi ve mühendislik hayali kurabilmesi; yarının rekabet avantajının teminatıdır. Ancak yalnızca kız çocuklarına “hayal kur” demek yetmez. Şirketlerin mentorluk programları oluşturması,
Sanayi-STK iş birliklerinin güçlenmesi, Rol model kadın mühendislerin görünür kılınması gerekir.
11 Şubat bize şunu hatırlatıyor:
Bilim tarafsız olabilir, ama bilim ekosistemi tarafsız değildir. Onu daha kapsayıcı ve adil hale getirmek bizim sorumluluğumuzdur.
Türkiye’nin teknoloji atılımı, kadınların bilim ve mühendislikteki varlığıyla doğru orantılı olacaktır.
Çünkü eşitlik yalnızca sosyal bir hedef değil, ekonomik bir zorunluluktur.