Haber Detayı - Prestij Ar-Ge'ye ağırlık veriyor
Prestij Ar-Ge’ye ağırlık veriyor

Prestij Ar-Ge'ye ağırlık veriyor

Röportaj:
Nagihan GÖRKEN

Fotoğraflar:
Erdinç ALTUN

Bursa'nın duayen sanayicilerinden Yaşarlar Şirketler Grubu'nun kurucusu merhum Ahmet Yaşar, geriye gurur duyulan prestijli bir soyadı ile Bursa ve ülke ekonomisinin çarklarını döndüren kuruluşlar bıraktı.

Afyon'da dünyaya gelen, iş yaşamına Ankara'da atılan ve Bursa'da kurduğu Prestige Mensucat ile tekstil sektöründe iş hayatına devam eden Yaşar, tekstilin yanı sıra turizm ve tarım sektöründe de faaliyet gösteren grup şirketlerinin kurucusu. Bugün bu sektörlerde aile bireyleri, Ahmet Yaşar'dan devraldıkları mirası geleceğe taşımak için çalışmaya devam ediyor.
Kızı Seda Yılmaz, yeğenleri Bülent ve Mehmet Yaşar, Ahmet Yaşar'ın işadamı kimliğinin ötesine taşıdığı insani yönünü hayatlarında düstur edinmişler; ''Doktor, mühendis, başbakan, cumhurbaşkanı olabilirsiniz ama her şeyden önce iyi insan olacaksınız.'

Prestige Mensucat, 1993 yılında üretime başladı. Entegre olarak üretim yapıyor. Tesise iplik ham olarak girip, döşemelik kumaş olarak üretimini tamamlıyor. 2007 yılında da kadife üzerine üretim yapmaya başlayan firmada, şu anda 125 kişi çalışıyor.





Ahmet Yaşar kimdir?
1944 yılında Afyon'un Sandıklı ilçesinde doğdu. 1963 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ne girdi. Okul yıllarında iş hayatına atılarak, Milangaz'ın Yenimahalle Bayiliği'ni aldı. Ardından Arçelik bayiliği yaptı. Mobilya sektörüne de giren Ahmet Yaşar, 1973 yılında Altın Mekik'in Ankara Bayisi oldu. 1994 yılında Bursa'da Prestige Mensucat'ı kurarak tekstil sektöründe faaliyetlerine başladı. 1988 tarihinde turizm sektörüne girdi. Tarım sektöründe de yatırımlar yapan Ahmet Yaşar'ın kurduğu Yaşarlar Seracılık A.Ş. faaliyetlerini sürdürüyor. Yaşar, 2018 Ağustos ayında hayata veda etti.


Seda Yaşar Yılmaz'ı tanıyabilir miyiz?
1976 Ankara doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Ankara Yükseliş Koleji'nde okudum. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü'nden 1998 yılında mezun oldum. Mezun olur olmaz haziran ayında Bursa'da işbaşı yaptım. Zaten tatillerde de fabrikaya gelip, babama yardımcı olmaya çalışıyorduk. Üniversitede bölüm seçmemizde de en büyük faktör babamdır. Babam gerek benim gerek kardeşlerim gerekse kuzenlerim Bülent ve Mehmet için yol gösterici olmuştur. Ablam turizm otelcilik, erkek kardeşim işletme mezunudur. Dolayısıyla babam ardında hepimize yapabileceğimiz işler bıraktı.
Bize biraz sizin
gözünüzden babanızı anlatır mısınız?
Seda Yılmaz: Babamı çok ani kaybettik. Bunun üzüntüsünü hala yaşıyoruz. Babam çok çalışkan, azimli ve hırslı bir insandı. Girişimci ruhuyla tekstilde, tarımda ve turizmde hayata geçirdiği yatırımlarla bize bir ivme kazandırdı. Öte yandan çok çalışması gerektiği için ailesini ihmal etmiştir ki en büyük pişmanlığının ailesini ihmal etmesi olduğunu ifade ederdi. Ancak işlerin başında da birilerinin durması gerektiğini anlatırdı. Akılcı ve yapıcıydı. Ailesi ve çevresindeki dostları, herkes için bir akıl hocası gibiydi. Vicdanlı ve merhametliydi. Herkese yardımcı olmaya çalışırdı. Cenazesinde tanıdığımız, tanımadığımız Türkiye'nin dört bir yanından gelen eşimizin dostumuzun bizim bu acılı günümüzde yanımızda olmaları hem bizlerin acısını hafifletti, hem de babama yakışır bir tören oldu. Yaptığı yatırımların yanı sıra yaşamı boyunca sayısız dost edinmiş. Zaten bizlere; 'iyi bir doktor, avukat ya da mühendis olabilirsiniz ancak bunların ötesinde iyi bir insan olmak gerekir' diye nasihat ederdi.
Babanızla çalışmaya kaç yaşında
başladınız?
Seda Yılmaz: Üniversite biter bitmez. Yani 20'li yaşlardan itibaren çalışmaya başladım.
İş hayatında babanızla iş yapış şekilleri açısından ters düştüğünüz zamanlar oldu mu? Olduğunda nasıl bir yol izlediniz?
Seda Yılmaz: İllaki, çünkü baba ile çalışmak her zaman zordur. Ama babam bize her zaman bir yol gösterirdi ve ortada buluşurduk. Bir çözüm yolu illaki sunardı. Zaten onun engin bilgi ve tecrübesinden faydalanıyorduk.
Şu an firmada hangi alanlardan sorumlusunuz?
Seda Yılmaz: Finans bölümünden sorumluyum.
Kendi işyeriniz dışında başka çalıştığınız
yerler oldu mu?
Seda Yılmaz: Hayır. Üniversiteden mezun olur olmaz direkt kendi işyerimizde çalıştım. Yüksek lisans da yapmak istedik ancak babam bir an önce gelip işimizin başına geçmemizi istedi. Bizleri Bursa'ya çağırdı. 1999 yılında da evlendim. Böylece Bursa'ya yerleşmiş oldum.
İşadamı Ahmet Yaşar ile baba Ahmet Yaşar arasında fark var mıydı?
Seda Yılmaz: Açıkçası yoktu. Babacan bir insandı. İşte çalışanlarına karşı da öyleydi. Burası bir aile şirketi ama babam herkesi aileden biri gibi görürdü. Onların hiçbir özel günlerini unutmazdı. Her zaman hatırşinastı. Evde tabi ki baba olmanın getirdiği disiplin ve otorite vardı ama iyimserdi.
Seda hanım babanızdan geleceğe taşıyacağınız en önemli miras olarak neyi görüyorsunuz?
Seda Yılmaz: Kurduğu şirketlerin yanı sıra bıraktığı güzel bir soyadı var bize. Ahmet Yaşar isminden ve onun kızı olmaktan gurur duyuyorum. Bununla anılmak güzel bir şey. İşadamı kimliğinin yanında çevresinde güzel tanınıyor. Çok fazla eş dost bıraktı arkasında. Bence en önemli miras da bu.
Mehmet Yaşar tanıyabilir miyiz? Siz iş hayatına nasıl ve ne zaman başladınız?
1976 yılında Ankara'da doğdum. Yükseliş Koleji'nde okudum. Üniversiteyi Manchester'da (İngiltere) bitirdim. Amcamın yönlendirmesiyle üniversitede tekstil bölümüne girdim. Amcamın, hepimizin hayatları üzerinde çok önemli etkileri ve yönlendirmeleri olmuştur. Üniversiteden mezun olunca Ağustos 1999 yılında amcamın daveti ile Bursa'ya geldim ve işe başladım.
Biraz da Prestij Mensucat'tan bahsedelim... Ürün gamınız, üretim alanınız ve çalışan sayınız ne kadar?
Mehmet Yaşar: Biz 1993 yılında üretime başladık. Entegre olarak üretim yapıyoruz yani tesisimize iplik ham olarak girip, döşemelik kumaş olarak üretimini tamamlıyor. 2007 yılında da kadife üzerine üretim yapmaya başladık. Şu anda 125 çalışanımız var.
2018 yılını nasıl geçirdiniz? Büyüme oranınız ne oldu?
Mehmet Yaşar: 2018 durağan bir yıldı. Yani tekstil alanında iyi bir sene değildi. Çünkü hem yurtdışındaki ihracat kanallarında sıkıntılar vardı hem de ülkemizdeki gelişmeler bu durağanlıkta etkili oldu. Tam kapasite ile çalışamadık geçen yıl.
2019 için büyüme hedefiniz nedir?
Mehmet Yaşar: 2019 yılında ihracat pazarlarımızı arttırmayı hedefliyoruz. Yüzde 30 gibi bir artış bekliyoruz. İç piyasada da belli bir seviyede kalmak istiyoruz. Genelde iç piyasada isim yapmış üreticilere mal veriyoruz. Onlarla aynı ticari seviyede kalmak istiyoruz.
Daha çok hangi
pazarlara ihracat
gerçekleştiriyorsunuz?
Mehmet Yaşar: Şu an Avrupa ve Amerika'ya ihracatı yapıyoruz. İhracat pazarımızı artırmayı hedeflediğimiz bölge de burası. Çünkü diğer bölgelerde hep sorunlar var. Şu anda da zaten öncelikli olarak ihracat pazarımız Avrupa. Avrupa'da da Almanya ve İngiltere öne çıkan ülkeler.
Almanya ve İngiltere neden sizi tercih
ediyor?
Bülent Yaşar: Döşemelik kumaş katma değeri yüksek bir ürün. Biz de bunu üretme gayretindeyiz. Geçmişten beri bu böyleydi. Şimdi Türkiye'de 50 tane mobilyacı varsa 49'u Prestige markasını bilir. Bu yüzden yaptığımız işin kaliteli olmasına özen gösteriyoruz. Örneğin İran'da bazı kumaşlar 'Prestige' diye satılıyor. Biz eskiden Ortadoğu pazarına hitap ediyorduk. Daha sonra Avrupa'ya hitabeden desenler geliştirdik. Son 5 senedir de dünya markaları tarafından tercih ediliyoruz.
Bülent bey sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1974 Ankara doğumluyum. Seda ve Mehmet gibi ben de Yükseliş Koleji'nden mezun oldum. Kıbrıs'ta işletme bölümünü bitirdim. 1996 yılında Bursa'ya geldim. 1996 yılından bugüne de 24 saatin 17 saatinde Ahmet amcamla çalıştım.
Cironuzun ne kadarını Ar-Ge ve teknolojik yatırımlara ayırıyorsunuz?
Bülent Yaşar: Ciromuzun yüzde 5'in ayırıyoruz.
Ar-Ge merkezi olma gibi bir düşünceniz var mı?
Bülent Yaşar: Evet, böyle bir düşüncemiz var. Turquality çalışmasına başlayacağız. Ardından 2019'un sonuna kadar da Ar-Ge merkezi olmayı planlıyoruz.
Oldukça aktif bir aileden geliyorsunuz.
Bu açıdan baktığınızda sizce girişimci olmak şimdi mi yoksa geçmişte mi zor/zordu?
Bülent Yaşar: Şimdi girişimci olmak kesinlikle daha zor. Öncelikle sermaye ve ikinci olarak da rekabet açısından zor. Örnek vermek gerekirse; biz Ankara'da doğup, büyüdük. Ankara'da siteleri çok iyi biliriz. Sitelerde babamların döneminde üç tane döşemelik kumaş satan firma varsa şimdi 300 tane var. Rekabet çok fazla onun için de işi çok iyi yapmak ve işin başında olmak lazım. Her şeyden önce girişimcilik tabii bize amcamdan miras. O her konuştuğu ortamda girişimciden ziyade müteşebbis kelimesini kullanırdı. Müteşebbisliğin önemine inanırdı. Çünkü ülke ekonomisinin ancak müteşebbislik ile bir yere geleceğini inanırdı. Yani üretim yaparak, istihdam sağlayarak bir ülkenin kalkınacağına inanırdı. Onun için bulunduğu her ortamda müteşebbislikten başka hiçbir şey konuşmazdı. Bugünkü ekonomiye bakınca maalesef bu konuda haklı olduğunu görüyoruz. Üretmezseniz acınacak hale geliyorsunuz.
Girişimciliğin size göre 3 altın kuralı
nedir?
Bülent Yaşar: Birincisi ürettiğiniz mal kusurlu olmayacak. İkincisi çok çalışacaksınız.
Üçüncüsü her şeyi ben biliyorum demeyeceksiniz.
Sizler büyüklerinizden hayata dair aldığınız en önemli öğüt olarak neleri görüyorsunuz?
Bülent Yaşar: Bununla ilgili çok güzel bir atasözü var: 'Buğdaylar gibi büyüdükçe başınızı yere eğin ve alçakgönüllü olun.' İşyerimize büyük sanayiciler de atölye sahibi koltukçu da geliyor. Onlara 'ağabey' demeyi bileceksiniz. Seda'nın da söylediği gibi amcam bize, 'Doktor, mühendis, başbakan, cumhurbaşkanı olabilirsiniz ama her şeyden önce iyi insan olacaksınız' derdi. Çünkü iyi insan olursanız iyi aile babası olursunuz, iyi aile babası olursanız iyi evlatlar yetiştirirsiniz, bu ülkeye fayda sağlayacak evlatlar yetiştirirsiniz. Babamla amcamın felsefeleri hep bu oldu. İnşallah biz de çocuklarımıza bunları aktarırız. Biz çok iç içe yaşayan bir aileyiz. Aynı apartmanda büyüdük. Bu yüzden şimdi çocuklarımıza da aynı özeni gösteriyoruz. Bir tek Seda'nın kardeşleri Antalya'da. Onlarla da tatillerde mutlaka bir araya gelmeye çalışıyoruz.
Mehmet Yaşar:
Amcamdan öğrendiğim en büyük şey; kişi ayrımı yapmadan iyi bir insan olmak.
Ahmet bey çok
çalışmak zorunda
olduğu için çocuklarını ihmal etmesinden pişmanlık duyduğunu belirtirmiş.
Peki siz çocuklarınıza yeterince zaman
ayırabiliyor musunuz?
Bülent Yaşar: Açıkçası çocuklarım şikayet ediyorlar onlara vakit ayırmıyorum diye. Ama tabii ki biz babamlar kadar değiliz, biraz daha özen göstermeye çalışıyoruz
Seda Yaşar:
Gerektiği kadar çocuklara zaman ayırmaya çalışıyorum.
Yaşar Şirketler Grubu altında hangi şirketler faaliyet yürütüyor?
Bülent Yaşar: Prestige, Yaşar Turizm, Giptaş, Yaşarlar Seracılık, Prestige Dış Ticaret...
Giptaş'ı ise 2012 yılında Çallı ailesi ortaklığı ile kurduk. Şu anda kapasite ve üretim bakımından sektörün en iyi firmaları arasında. Bizim kuşağın kurduğu bir tesis.
Bir aile şirketisiniz. Başka bir işyerinde deneyim kazanmak acaba kendi işyerinize nasıl yansırdı?
3. kuşak için böyle bir başka işyeri deneyimine nasıl bakıyorsunuz?
Bülent Yaşar: Bizler, işin başına geçtiğimizde daha çok gelişmekte olan bir firmaydık. Tabiri caizse bizlere ihtiyaç vardı. Hepimiz okullarımızı bitirince amcam bize 'Gelin benim yanımda staj yapın' dedi. Biz resmen staj yapmış olduk onun yanında. Biz, sonraki kuşaklar için bu duruma daha farklı bakıyoruz. Çünkü kurumsal olma yönünde ilerliyoruz.
Çocuklarımız inşallah iyi okullarda okuyup ardından farklı firmalarda çalışıp kendilerini geliştirirler. Eğer isterlerse bizim şirketlerimizde bizlerin ortak onayıyla görev alırlar. Onlar Ahmet Yaşar'ın kurduğu şirketleri devam ettirecekler.
Yaşar Şirketler Grubu olarak bir aile anayasanız var mı? Oluşturmayı düşünüyor musunuz?
Bülent Yaşar: 3 yıl önce aile sözleşmesi, anayasası yaptık.
Aile şirketleri için bunun önemli olduğunu düşünüyor musunuz?
Bülent Yaşar: Tabii ki gerekli ama ailede iş imzaya kalmamalı. Biraz insanların vicdanında da olacak. Amcamla babam bu şirketlerin kurucusu ve ben 45 yaşına geldim bir gün tartıştıklarını görmedim. Biz de onu devam ettirmeye çalışıyoruz. Bir de bizde iş bölümü çok ayrı. Amcamdan sonra ben ağabey pozisyonundayım, yönetim kurulu başkanıyım. Seda finanstan, Mehmet de üretimden sorumlu. Dolayısıyla kimse birbirinin işine karışmıyor. Ama tabii ki her gün bir araya gelip ortak kararlar alıyoruz. Sorun varsa çözümüne ortak karar veriyoruz. 'Ben yaptım, benim dediğim olacak' şeklinde kimse kimseye bir şey demiyor. Bunu biz büyüklerimizden böyle gördük. Dolayısıyla böyle ortamda da çok fazla sözleşmeye bağlı kalmamak lazım. Zaten biz o sözleşmeyi gelecek kuşaklar için yaptık. Çünkü sayı artıyor. Biz beş çocuktuk. Onlar yaklaşık 9 çocuk olacaklar. Sayı arttıkça o sözleşmeye ihtiyaç oluyor. Çünkü benim oğlum da olsa yanlış yapabilir, yanlış yaparsa tabii ki bir şeyin bu şirketleri koruması lazım. Aile şirketi dediğimiz şey şirket varsa aile var, şirket yoksa aile yok. Yanlış yapan birisi olursa o sözleşme, yanlış yapanın kulağını çekecek.


Facebook
Sayı: 1200 - Tarih: 14.05.2019

Yazarlarımız