Haber Detayı - Gen kaynaklarında ABden zenginiz...
Gen kaynaklarında ABden zenginiz...

Gen kaynaklarında ABden zenginiz...


BUSİAD Gıda Uzmanlık Grubu ve Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından düzenlenen 'Coğrafi İşaretler ve Yerli Gen Kaynaklarının Korunması' başlıklı panel BUSİAD evinde yapıldı.

Elif Didem Danacıoğlu
Türkiyenin sahip olduğu bitki ve hayvan gen kaynağının mevcut durumu ile bu kaynakların korunarak geleceğe taşınması adına sürdürülen çalışmalar BUSİADda tartışıldı.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Soysalın oturum başkanlığını yaptığı ve Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünden Doç. Dr. Sertaç Dokuzlu, Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Doç. Dr. Yasemin Öner, Kebapçı İskender Turizm Gıda YKB İskender İskenderoğlu ve Destek Patent marka uzmanı Gülhan Avdaşın konuşmacı olduğu panele, gıda mühendisleri ve ziraat odası üyeleri ile Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencileri katıldı.
Dünyada değişen iklim ve çevre koşulları, sanayileşme, toprak, su ve havanın kirlenmesi gibi faktörlere bağlı olarak doğal seleksiyonla bugüne kadar ulaşmış birçok bitki ve hayvan türünün dünyada olduğu gibi Türkiyede de yok olmaya başladığının altını çizen BUSİAD Gıda Uzmanlık Grubu Koordinatörü ve Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Prof. Dr. İbrahim Ak, yerli gen kaynakları bitkisel ve hayvansal üretimdeki ıslah çalışmalarında büyük önem taşımakta olduğunu söyledi. 'Tohumda dışa bağımlılık, gıdada dışa bağımlılıktır' diyen İbrahim Ak, 'Yerli gen kaynakları dondurulmuş embriyo ve gen bankaları aracılığı ile korunmaya çalışılsa da en sağlıklı koruma yöntemi, doğal yaşam ortamlarında yaşatarak korumadır. Yerli gen kaynakları ve biyo-çeşitliliğin bir ülkenin en önemli doğal ve stratejik kaynaklarından biridir. Çünkü tarımsal üretimin kaynağını bitkisel ve hayvansal gen kaynakları oluşturuyor. Anadolu gen kaynakları bakımından zengin bir coğrafya. Avrupada toplam 12 bin tür bitki çeşidinin içinde 2 bin 400 endemik bitki yer alırken, Türkiyede 12 bin 54 tür bitki çeşidi içinde 3 bin 905 endemik bitki türünün yer alıyor' diye konuştu. U.Ü Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Bilgili de, dünyada olduğu gibi ülkemizde de yöresel ürün adlarının korunması için coğrafi işaretler kullanıldığına dikkat çekerek, coğrafi işaretler fikri mülkiyet hakları konusuna girdiğine ve patent ve çeşit tescili gibi kavramlarla karıştırıldığını söyledi. 2016 yılı itibariyle türkiyede 188 adet tescilli coğrafi işaret ve 243 adet de inceleme aşamasında başvuru bulunduğunu vurgulayan Bilgili, coğrafi işaretler kırsal kalkınmanın önemli bir aracı olarak görülmekte olduğunu söyledi.
Bilgili, 'Avrupa Birliğinde yapılan çalışmalar, coğrafi işarete sahip olan ürünlerin coğrafi işareti olmayan ürünlere kıyasla genellikle 2 kat ve üzeri fiyatla satıldığını ortaya koymaktadır' diye konuştu.
Tek tip ürün tüketmenin dezavantajlarına değinen Prof. Dr. İhsan Soysal, Türkiyedeki biyo-çeşitliliğin oldukça yüksek olduğunu ancak tescilli ürün sayısının çok az olduğunu belirtti.
Doç. Dr. Sertaç Dokuzlu, Karacabey soğanı ve gemlik zeytininin coğrafi işaret olarak tescillenmesi adına yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verirken, Doç. Dr. Yasemin Öner de tüm üretim alanlarında sürdürülebilirliğin olması gerektiğini belirtti. 'Benim adımda da soyadımda da marka var' diyen İskender İskenderoğlu, marka değerinin korunması için belirli periyotlarla sahip olunan belgenin yenilenmesi gerektiğinin altını çizdi. İskender İskenderoğlu şöyle devam etti: 'İskender bir yemek adı değil, bir hizmet markasıdır. Yemek adı olanlar bursa kebabı ya da döner kebaptır. Ürünümüzün belli bir standardı ve formatı var. Ancak sektörde bu ismi kullanan başka üreticiler de var. Bu lezzeti satan tüm firmalar bir araya gelerek bursa kebabının standartlarını belirlemeli ve bu firmalar belirleyici bir işaret almalı. Böylece bu tadın daha katma değerli hale gelmesini sağlamış oluruz' diye konuştu.
Facebook
Sayı: 1048 - Tarih: 07.06.2016
Yazarlarımız