Yalçın Aras - Tarihi eserlerin bizde değeri yok...

Tarihi eserlerin bizde değeri yok...


Değerli dostlarım, geçen haftaki 'Viyana Sarayı'ndaki Efes Müzesi' başlıklı yazımın ardından, yazılarımın sıkı takipçisi olan genç sanayici bir okurum görüşlerini benimle paylaşmış. Farklı bir bakış açısı ve değerlendirmeye değer açıkçası.
Ben de bu hafta Özgür Yıldız isimli bu okuyucumuzun mektubunu, hiçbir müdahalede bulunmadan sizler ile paylaşmak istedim.
 'Sevgili Yalçın Başkanım,
 Ülkemizin değerleri elbette ait oldukları yerde kalmalıdır ancak Bodrum'da, Milâs'ta, Selçuk'ta ağzından hortum çıkan Medusa heykelleri var. Tarihi şehirlerin tüm güzellikleri toplanıp imha edilmiş, bahçe duvarı yapımında kullanılmış ya da koca koca mermer lahitler ağaç kesme masasına çevrilmiş. Sence o müzede gördüklerin burada kalsa, gidip görme, gezme, inceleme imkanın olur muydu?
Bir de hem Efes hem de Bergama müzesi ile ilgili yanlış bilinen bir durum var; 'Avrupalı geldi, tarihi eserleri kaçırıp gitti'. Evet, bu tip vakalar da var ancak genelin içinde yer etmeyecek kadar nadir. Bir yanlış bilgi de Osmanlı padişahlarının Efes'i, Bergama'yı, Apollon Tapınağı'nın büyük bölümünü Alman kayzerine hediye ettiği yönünde. Yine evet, Osmanlı padişahlarının hediye olarak sunduğu bir takım tarihi eserler mevcuttur ancak bunlar da koskoca sunağın tüm kalıntıları veya müstakil bir tapınağın tamamı gibi şeylerden ziyade ufak tefek heykeller, mermerden yapılmış eserlerdir.
 Şöyle ki, Osmanlı'nın son döneminde yapılan arkeolojik çalışmaların büyük bölümü Almanya ve Avusturya tarafından bizzat finanse edilmiştir.
Yapılan anlaşmalara göre finansmanı Almanya ve Avusturya devletleri karşılayacak, kazı ekiplerini Alman arkeologlar oluşturacak, kazıda çalışacak işçi grubu ise Türk köylülerden seçilecekti. Yine bu anlaşmalar, kazıda bulunan eserlerin, finansmanı karşılayan devletlere ait olduğunu, çıkan tüm eserlerin numaralanıp tasnif edilerek Osmanlı sarayının izni karşılığında yurt dışına çıkarılabileceğini, sadece toprağın ve kazılan binaların temellerinin Osmanlı'da kalacağını garanti etmektedir.
 Finansmanı ve bilimsel çalışmayı yapan, eseri alıyor elbette. Bize de antik kentin temelleri kalıyor. Buradan yola çıkarsak, Bursa'da burnumuzun dibindeki İznik'te yaşanan arkeoloji rezaletini anımsamadan geçmek olmaz.
Rotary başkanlığımda, gerçekleştirdiğimiz Hobifest'te insanları alıp tam gün sürecek bir İznik turu yaptırdık. Bir arkeolog dostumuzun müthiş anlatımıyla İznik'te birçok kişinin yerini bilmediği eserleri görecek kadar detaylı bir gezi yaptık.
Gördük ki, altı ve üstü tarihten geçilmeyen çok değerli bu kent maalesef ellerimizde heba olup gidiyor. Müzelerin ve ören yerlerinin çoğu kapalı, giriş yok, ne zaman açılacağını bilen de yok.
Turizmin gelişmemesi için tüm önlemler alınmış, esnaf ve oteller kan ağlıyor. Açık olan eserler başıboş vaziyette duruyor, bazılarına yerlere atılan çöp ve pislikten yaklaşmak bile zor.
1000 yıllık tarihi eserlere tasarruflu ampul bağlamak için duvarları karotla delinmiş, her yanından kablolar sarkıyor. Güzel başlayan gezimiz maalesef midemize yumruk gibi oturan bir hayal kırıklığı ile sona erdi. Hele ki, 'dünyanın en önemli buluşlarından biri' olarak gösterilen batık Bazilika için hiçbir şey yapılmaması, gösterilen çabaların da önüne geçilmesi acımızı arttırdı.
Bu eserler sadece bizlere değil, tüm dünya insanlarına ait. Eğer daha fazla kıymet görecekse zorlamaya lüzum olmadığını düşünüyorum.'
Saygılar, sevgiler.
Facebook
Sayı: 1211 - Tarih: 06.08.2019
Yazarlarımız