Sedat Yalçın - Kuraklık ve su kıtlığı

Kuraklık ve su kıtlığı

Son yılların popüler gündem maddelerinden biri bildiğiniz üzere 'iklim değişikliği' konusudur. Bizlerde zaman zaman köşemizde bu konudaki farkındalığı artırmak için bazı verileri okurlarımızla paylaşıyoruz. Bilinen bazı sebeplerle dünyamız ısınıyor. Ve bunun sonucu olarak içinde yaşadığımız ekosistem bozulma emareleri gösteriyor. Kutuplarda buzullar eriyor, deniz seviyeleri yükseliyor, aşırı sıcaklıklar, sel ve taşkınlar, aşırı sıcağa bağlı bitki ve hayvan varlığındaki olumsuz sonuçlar artık ciddi ciddi günlük yaşamımızı etkiliyor.
Küresel ısınmanın ciddi sonuçlarından birisi de kısaca 'yağışların azalması' olarak adlandırabileceğimiz çok önemli ve hayati bir başlık 'kuraklık' konusudur. Ülkemiz yarı-kurak iklim kuşağındadır. Yani 'su zengini' bir ülke değildir. Bu nedenle tüm dünyada yaşanan kuraklık tehlikesi bizler içinde çok büyük önem arz ediyor.
DURUM TESPİTİ ÖNEMLİ
Uzmanlar kuraklığın doğal süreçteki oluşumunun engellenmesinin mümkün olmadığını ancak kuraklığın doğru yönetilmesi ile olumsuz etkilerinin azaltılabileceği görünüşündeler. Kuraklık bilimsel anlamda en ciddi küresel problem olarak dahi tanımlanabiliyor. Ve de şiddetinin ve frekansının sürekli arttığı da ifade ediliyor. Ayrıca gelecekte daha şiddetli kuraklık tabloları ile insanlığın karşılaşabileceği de yine bilim insanlarınca ifade ediliyor.
Kuraklık tüm tabiat dengelerini bozmakla kalmıyor başta tarım ve enerji olmak üzere çok sayıda sektörü de doğrudan veya dolaylı olarak etkiliyor. Verilere göre 1876 yılında ülkemizde yaşanmış kuraklıkta yaklaşık 200.000 kişinin hayatını kaybettiği bilgisi mevcut. Geçmişte 1928 , 1973, 1989, 1990, 1993, 1999, 2000, 2008 ve 2017 yılları Türkiye'nin yakın geçmişteki kuraklık yılları olarak kayıtlara geçmiş bulunuyor.
Su kıtlığı kavramı ülkenin tüm kaynaklardan oluşturduğu su kapasitesinin(arzının), su talebini karşılayamaz hale gelmesi olarak tanımlanabilir. Ülkemiz bu seviyeye yakın konumdadır.
YAPILAN YATIRIMLAR HAYATİ ÖNEMDE
Ülkemizde mevcutlara ilaveten son dönemlerde yapılan 500 civarında baraj ve binlerle ifade edilen gölet yatırımları sayesinde aslında yaşanan kuraklığın günlük yaşama etkisi hissedilmiyor. Son 10 yılda yapılan baraj yatırımlarının olmaması durumunda ülkemiz artan nüfus hareketliliği ile hem içme suyunda hem enerji üreten barajlarda hem de tarımsal sulamada çok büyük insani sorunlar yaşayabilirdi. Son 44 yılın en büyük kuraklığı yaşanmasına rağmen içme suyu barajları %31, sulama amaçlı barajlar %31,3 ve enerji amaçlı barajlar %36 doluluk seviyesinde iseler ülkemizde doğru bir 'su yönetimi' yapıldığının hakkını teslim etmeliyiz. Bu çerçevede ülkemizin gölet inşasında dünya 1.'si , baraj inşa büyüklüğünde ise dünya 3.'sü konumunda olduğunu da belirtmiş olalım.
SU KITLIĞI KAPIMIZDA
Tabi ki zorluklarımızda var. 31 Ağustos 2017 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 'Ulusal Kuraklık Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı' 2017-2023 yediden yetmişe tüm kurum ve tüm bireylere sorunluluklar getiren bir uyarı metni aslında. Bu strateji belgesi çerçevesinde şu önemli uyarılar yapılmaktadır.
•Kuraklık yönetimi kurumsal kapasite oluşumu
•Kuraklık göstergelerinin belirlenmesi
•Kuraklık erken uyarı sistemlerinin kurulması
•Kuraklık yönetim planlarının oluşturulması
•Sektörel kuraklık etki analizleri
•Tarımsal ürün verimlilik sigortaları
•Su tasarrufu eğitim ve farkındalık çalışmaları
•Yağmur suyu hasadı ve
Gri Su kullanımının
yoğunlaştırılması
•Tarımda modern sulama teknikleri
•Daha az su tüketen bitki türü seçimi
•Su kayıp kaçaklarının azaltılması
•Tarımsal sulama aboneliklerine
disiplin getirilmesi
•Yer altı su seviyelerinin izlenmesi
için rasat kuyuları
•Atık su geri kazanım oranlarının artırılması
Görüldüğü üzere çok büyük bir felaket yaşamamak için kuraklık konusunda okullardan başlayarak en üst kurumlara kadar eğitim, farkındalık ve eylem planlarını gerçekleştirme mecburiyetimiz var.
Gerçekten durum acil.
Facebook
Sayı: 1132 - Tarih: 16.01.2018
Yazarlarımız