Sedat Yalçın - Ekonomideki hassasiyetler

Ekonomideki hassasiyetler


Öncelikle tüm okurlarımın yeni yılda huzur, sağlık ve barış ortamı içinde olmalarını, toplum ve devlet olarak her alanda uzlaşma kültürü ve karşılıklı anlayış içerisinde gündemdeki sorunları başarı ile aşmayı içtenlikle temenni ediyorum. 2017 yılına girerken birçok ulusal ve uluslararası sorunla karşı karşıya olduğumuzu ve bunun nedenlerini farklı boyutlarda toplum olarak değerlendirdiğimiz bir süreçteyiz. Aslında dünya tarihinin 50-100 yıllık periyodlarda incelendiğinde benzer yeniden yapılandırma süreçlerinin birçok kıta ve ülkede defalarca yaşandığını gözlemleyebiliriz. Önemli olan dünya toplumlarının büyük acılar çekerek yaşadığı acımasız ve dengesiz bu dünya düzeninde en az maliyetle bu süreçleri yönetebilmeyi başarmak olduğunun iyi anlaşılması gerekir.
Ben bu yazımda içinden geçtiğimiz süreçte sadece Türkiye ekonomisi açısından oluşan hassasiyetleri belirli bir sistematik içinden değerlendirmek istiyorum.
İÇ FAKTÖRLER DÖVİZ KURU: Özellikle 2016 son çeyreğinde yaşanan kur artışları nedeniyle şirketlerde oluşan aleyhte kur farkları, bilanço bozulmaları ve devletin vergi gelirlerinde azalma gibi sonuçlar ortaya çıkarabilecektir. Ancak döviz kurunun rekabetçi hale gelmiş olması nedeniyle 2017 yılında ihracat, turizm ve yurt dışı müteahhitlik hizmet gelirlerinde artış ihtimal dâhilindedir.
ÖZEL SEKTÖRÜN DÖVİZ BORCU
VE CARİ AÇIK:
Tüm borçlarımızın GSMH'ya oranı yüzde 49 olarak hesaplanıyor. Bu borcun içinde kamunun payı yüzde13 civarında. 2008 küresel krizinde şirketlerimizde oluşan 'döviz geliri olmayanın dövizle borçlanmaması' ilkesi özel sektörlerde ciddi şekilde uygulanmakta olup, pozisyon açığı bu nedenle dikkatli izlenmektedir. Ayrıca özel sektörümüzün yatırımların süreçleri ile finansmanın vadesini ayarlama konusunda ciddi tecrübeye sahip olduğunu biliyoruz. Dolayısı ile özel sektörümüzün yurt dışı borcu vardır ancak döviz pozisyon açığı korkulacak boyutta değildir. Bunu 2016 bilançolarında ve yurt dışı varlıklarda oluşacak lehte kur farklarından anlayabileceğiz.
Cari açık rakamları da azalma eğilimini sürdürmektedir. Turizm sektörü çok özel küresel riskler ve terör nedeniyle konjonktürel etki altındadır. Şartların değişmesiyle rekabetçi döviz kurları turizmde olumlu havanın oluşumuna katkı verecektir.
KENT RANTLARININ VERGİLENDİRİLMESİ VE SANAYİ: Ülkemizde son yıllarda yabancıların konut talepleri, kentsel dönüşüm ve alışveriş merkezleri gibi farklı talep projeksiyonları ile inşaat sektörü sürekli büyüme göstermiş, bu gelişme ekonomide büyüme ve istihdam başlıklarında pozitif etki oluşturmuştur. Ancak sınırlı finans kaynaklarının sanayi yerine daha yüksek kazanç sağlayan inşaat sektörüne yönlendirilmiş olması, imalat sanayi ve ihracatımızdaki büyümeleri sınırlandırmıştır. Halbuki sanayiye tahsis edilecek finansmanın sürekli kendisini dönüştüreceğini ve sürekli üretim, istihdam ve ihracat anlamına geldiğini, inşaatta ise bir kerelik bağlı bir sermaye yatırımı oluştuğunu unutmamamız gerekmektedir. İnşaat sektörüne sağlanan imar avantajlarının kentsel dönüşüm faaliyetlerini aksatmayacak şekilde adaletli bir vergilemeye tabi tutulması, devletimizin sanayiye yeni kaynaklar oluşturabilmesinin de önünü açabilecektir. Bu konunun gelir dağılımı adaleti açısından da önemli bir başlık olduğu unutulmamalıdır.
OHAL/ANAYASA REFERANDUMU: Referandum ve OHAL süreçlerinin çerçevesi ve oluşturacakları belirsizlik ortamı ekonomiyi yakından etkileyecektir.
DIŞ FAKTÖRLER
SURİYE/IRAK/TERÖR:
Suriye ve Irak'taki istikrarsızlığın sona erdirilmesi ve dış kaynaklı terörün minimize edilmesi mültecilerle ilgili sorunların azaltılması ekonomimizi çok ciddi olumlu etkileyecektir.
ABD'DE TRUMP BELİRSİZLİĞİ: Trump'ın 20 Ocak 2017'de görevi devralması ve ekonomi politikalarının çerçevesinin belli olması belirli bir süre alacak ve bu süre belirsizlik anlamına gelecektir. Trump'ın ABD şirketlerine korumacı tedbirler alacağı bekleniyor.
Bu tedbirler özellikle Çin'de ciddi yatırımları bulunan şirketlere önemli maliyetler getirebilir ve bu şirketlerin tepkileri oluşabilir. Trump'ın Uluslararası Ticaret antlaşmalarını iptal edeceği yönündeki muhtemel girişimleri Türkiye açısından 25-30 milyar dolar zarardan kurtulma anlamına gelebilir. (AB-TTIP antlaşmasına Türkiye'nin taraf olmaması nedeniyle) Ayrıca kapsamlı vergi indirimleri ve kamu harcama artışları ABD'nin ciddi faiz artışları gündeme getireceğinden dış finansman ihtiyacı olan Türkiye için negatif bir durum olarak değerlendirilebilir.
Yukarıda sadece bir kısmını belirtebildiğim Türkiye ekonomisinin 2017 yılında yaşayacağı hassasiyetleri dikkatle izlememiz gerekiyor. Belirsizlik ve öngörülememe bir ekonomide tansiyonu yükselten unsurlardır. Yöneticilerimizin belirsizlikleri en aza indirecek tedbirlere yönelmesi ve güncellenmiş orta vadeli programlarla ekonomik aktörlere bu yönde güven vermeleri ile piyasalarda olumlu yönde denge oluşması sağlanabilir.
Facebook
Sayı: 1079 - Tarih: 10.01.2017
Yazarlarımız
2015 © Ekohaber

Adres: Karaman Mah. Gürbüzler Cad. Kiraz Sk. No:12 Nilüfer/BURSA

Telefon: 0 224 223 29 29 (pbx) | Fax: 0 224 223 47 48 | Email: ekohaber@ekohaber.com.tr