Mürsel Öztürk - KENTSEL DÖNÜŞÜM - II

KENTSEL DÖNÜŞÜM - II

Bursa'da ve büyüklü küçüklü göç alan diğer kentlerde, ayrıca kente göçün arttığı bölgelerde 'Dönüşüm' konusunu her gün, bütün ağırlığıyla hissediyoruz. Önceki yazımda konuya hangi açılardan bakmamızın uygun olacağının başlıklarını belirtmiştim. Önce konuya imar planları açısından; fazla detaya girmeden biraz değinelim. Ülkemizde kentlerin planlanmasına 1930'lu yıllarda başlanmıştır. Yurtdışından uzmanlar getirilmiş, ekipler kurulmuş, Avrupa'da saygınlık kazanmış birçok Akademisyen ve uygulamacının yöneticiliğinde planlar karar vericilerin önüne konulmuştu. Bu planların çok azı kısmen uygulanma şansı bulmuş, büyük kentlerimizde ise hemen hiç kâle alınmamıştı. Zaman içerisinde İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Kocaeli, Adapazarı sanayileşmenin, Ankara ise merkezi yönetimin gittikçe genişlemenin etkisiyle gecekondulaşmaya başladı. Bu yerleşim değişimine, Belediyelerin hemen tümü duyarsız kaldı. Politik tavizlerden ötürü yanlış yapılaşmaya göz yumuldu.
Örneğin Bursa'da iki otomobil fabrikası 1970'lerin başında üretime başladı. Doğal olarak bu iki ana kuruluşa destek verecek yan sanayi de kurulmaya başladı. Bu tesislerde çalışacak iş gücü aileleriyle birlikte konut ihtiyacını doğurdu. Kent hızla, Doğu-Batı ve Ova yönünde konut inşaatları ile büyümeye, köylerden ve diğer şehirlerden hızla göç almaya başladı. Tarımsal verimliliği yüksek, sulama işinin teknik olarak düzgün yürütülmesi için baraj ve sulama kanalları ile donatılmış 'Bursa Ovası' yavaş yavaş çoğu ruhsatsız küçük sanayi yapıları ile doldu.
Bu dönemde yurtiçi göçlerin yanında, 1989'da Bulgaristan'dan gelen büyük göç, demografik açıdan yeni bir tablo ortaya çıkardı. Ülkemizin doğusunda tırmanan terör olayları bir başka göç sorunu yarattı. Tüm bunlar konut ihtiyacını arttırıyor, düzenli ve uygulanması zorunlu planlar göz ardı ediliyor, küçük boyutta devletin yürüttüğü veya özendirdiği bazı konut bölgeleri çok yetersiz kalıyordu. 1980'den sonrasına çok yakından tanık olduğum bu yapılaşma günümüze kadar geldi. Yakın geçmişte büyük birer ova köyü durumunda olan Gürsu ve Kestel artık büyük denilebilecek kazalar oldular. Barakfakih de çok büyüdü. Temel neden, bu yerleşim yerlerinin hemen yanlarında oluşan plansız sanayi tesisleriydi. Bu küçük sanayi birimleri zaman içerisinde plansız Sanayi Bölgeleri haline geldi. Bu Bölgeler biraz rötuşla onaylandı. Şu anda Bursa ili sınırları içinde 20'ye yakın Sanayi Bölgesi mevcut. Bunların içinde Türkiye'de ilk planlı olarak yapılmış Yalakçayır'daki Bursa Organize Sanayi Bölgesidir. İlk kuruluş aşamasında, şehrin uzağında ve büyük olduğu eleştirileri alan ilk Sanayi Bölgesinden sonra Bursa'da birçok Sanayi Bölgesi daha oluştu. Konut ve yerleşim gelişiminin de aynı düzensizlikte gelişeceği muhakkaktı.
Küçükken önemsenmeyen bu ur, büyüyüp de ana bünyeyi ciddi şekilde sıkıntıya sokunca yetkililer, -Ankara dahil- çözüm aramaya başladılar. Böylece tüm ülkede kentsel dönüşümün zorunluluğu kabul edildi. Kısmen başlandı da. Ama işin içine rant paylaşımı girince (ki işin olmazsa olmazı bu) hız düştü.
Konunun izlenmesi devletin en üst makamınca dahi destekleniyor ve izleniyor olmasına rağmen ilerleme yok gibi. İstanbul Kadıköy'deki Fikirtepe Dönüşümü problemli olarak devam ediyor. Bursa'da Yıldırım'ın ova tarafında, bizzat Sayın Recep Tayyip Erdoğan katılımıyla başlatılan çalışma maalesef olumlu gelişmedi. Kat yüksekliği o mu olsun, bu mu olsun tartışması; müteahhitin kazanç durumu, işin cazibesini yitirtti.
Ülkemiz zengin bir ülke değil. Sadece kendi kaynaklarıyla ortalama 30 yıllık bir süreçte aynı yapıyı, köprüyü, yolu yıkıp yeniden yapmak büyük bir israf. İnşaat sektörünün alt sektörü ile birlikte büyük bir istihdam sahası olduğundan şüphe yok. Ama kaynak israfı da doğru değil.
Sabrınıza sığınarak konuya gelecek yazımda da devam edeceğim.
Facebook
Sayı: 1169 - Tarih: 09.10.2018
Yazarlarımız