Mürsel Öztürk - İnşaat ve Eğitim-1

İnşaat ve Eğitim-1

Hayatımız boyunca bizimle birlikte olan en önemli unsur eğitimdir… İnsanlık tarihi; yazının olmadığı çağlar da dahil olmak üzere, eğitimin verdiği imkanlar içerisinde gelişebilmiştir. Eğitimin gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte uygarlıkta da ilerlemeler sağlanmış ve insanlar, daha iyi yaşam imkanları elde etmişlerdir…
Eğitim; üzerinde en çok konuşulan, en çok üzerinde çalışılan, tüm toplumu her bireyi ile ilgilendiren bir konu. Ben, temel yapısal konulara girmeden, inşaat sektörü ile ilintili görüşlerimi sizlere iletmeye çalışacağım… Devletin tüm kurumları; başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, çalışmalar yapmakta, kaynaklar ayırmaktadır. Yirmi milyona yakın insan; yönetici, öğrenci, öğretmen, görevli, yatırımcı ve ilgili alt sektörler olarak genel nüfus içerisinde çok önemli bir yekûn oluşturmaktadır...
Tüm dünya ülkeleri için hemen hemen birincil önem taşıyan bu konuda, ayrılan kaynaklar verimli kullanılabiliyor mu? Nasıl sonuçlar alınıyor? Bu sonuçlar ölçülebiliyor mu? Bu soruların cevapları son dönemde birkaç uluslararası kuruluş tarafından yayınlandı. Yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler hem PISA, hem de UNESCO tarafından dünyaya duyuruldu. Görülen şu: Her iki kuruluşun listesinde de Türkiye en alt sıralarda... Cumhuriyetimizin ilk 10 yılında Eğitim konusunda neredeyse mucizevi denebilecek gelişmeler sağlanırken, ne oldu da böyle alt seviyelere düştük? Çünkü eğitim aşkı zayıfladı. Bu işi sadece daha iyi gelir elde etmek için bir araç olarak görmeye başladık. Halbuki, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın, hatta onu geçmenin temel unsuru eğitimdir. Bunda herkes hemfikir. Ama uygulamaya gelince rivayet muhtelif...
Gelmiş geçmiş tüm hükümetler bu konuda çeşitli çözümler üretmiş, ama sonuçlar hiç de beklenilen gibi olmamış. Son 16 yılda 7 Milli Eğitim Bakanı değişmiş. Atanmayı bekleyen, yüksek öğrenimini tamamlamış on binlerce öğretmen adayı var. Bu durum, hem bu kişilerin, hem de bu konuya ayrılan kaynaklar açısından büyük bir kayıp. Ülkemiz seksen milyonu aşkın nüfusu, 800.000 kilometrekarelik vatan sathı ile büyük bir devlet. Siz bu konuyu; yap-boz anlayışıyla, neredeyse her yıl başka bir yaklaşımla yürütmeye kalkarsanız, PISA ve UNESCO hazin tabloyu önünüze koyar. Takke düşer, kel görünür.
Geçenlerde, sosyal medyada bir öğretmenin mektubu dolaştı. Bilgisayar eğitimi olan bu kişi, Doğu'daki bir okula Bilgisayar Öğretmeni olarak atanıyor ama okulda bilgisayar yok. Siz bu öğretmenin durumunu bir düşünün. Nasıl ders anlatacak? Nasıl eğitime katkıda bulunacak? Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Biz eğitimin inşaatla ilgili kısmına eğilelim. On yıl önce Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB), -Benim de yönetiminde bulunduğum dönemde- Milli Eğitim Bakanlığı'nın arzusu doğrultusunda örnek bir Endüstri Meslek Lisesi yapmaya karar verdi. Devlet; İstanbul'un Anadolu Yakası'nda (Küçükbakkalköy'de), o zaman gecekondu bölgesi olan bir mekanda 21.000 metrekare arsa tahsis etti. Bu okulun projeleri çağdaş gelişmeler doğrultusunda hazırlandı. Ben de eski bir Meslek Lisesi mezunu olarak oluşturulan ortak komisyonda görev aldım. Okul yüksek bir yatırım bedeli ile gerçekleşti. Fiziki olarak 520 öğrenciye sağlıklı bir eğitim ve öğretim verecek şekilde (15.400 metrekare kapalı olan) dershaneler, atelyeler, yeme içme yerleri, spor salonu, kütüphane, idareci bölümleri ile okul yapıldı ve 2009 yılında Bakanlığa devredildi. İlk mezunlarına benim de katıldığım bir törenle diplomaları verildi. Ancak okul yöneticilerinin bir yakınması oldu. TÇMB olarak siz 520 kişilik bir okul yaptınız ama, okulda şu anda 1500 öğrenci var. Nasıl olur diye sorduk; 'Efendim, siyasi ve idari yönlendirmelerle bizden öğrenci ilaveleri yapmamız istendi. Ne olur bakanlıkla görüşün de bizim statümüzü daha spesifik hale getirsinler' cevabını aldık. Konu ilgililerle görüşüldü. Okulun durumu yeniden belirlendi ve öğrenci mevcudu sınırlandırıldı. Ama yine de 1200 öğrencinin altına inilemedi.
Bu okulda inşaatı ilgilendiren; başta Yapı Bölümü olmak üzere çeşitli bölümler var. Ama nitelikli öğrenci yetiştirmek için, fiziki imkanların öngörülen şekilde kullanılması lazım… Laf olsun diye yazmıyorum. Bazı ilave sınıflar merdiven altı denilebilecek yerlerde oluşturuldu. Neyse ki şimdi durum biraz daha iyi. Gelecek yazılarımda eğitim konusunda devam etmek umuduyla.
Kalın sağlıcakla…
Facebook
Sayı: 1173 - Tarih: 06.11.2018
Yazarlarımız