Erdem Saker - Yavaş şehir ÜSKÜP

Yavaş şehir ÜSKÜP


Geçen hafta sonu Makedonya'nın Başkenti ÜSKÜP'e bir gezi yaptık, bu güne dek dünyanın birçok şehrini görme, içinde yaşama şansım oldu ama Üsküp'e ilk gidişimdi. Adımımızı attığımız andan itibaren çok farklı ve düzenli bir şehre geldiğimizi hemen anladık, hava alanından şehre doğru ilerlerken çok sakin ve düzenli bir ortamın içinde olduğumuzu hissettik, etrafta hiç gürültü yoktu, yollarda araçlar kurallara tam uyarak ilerliyor, hız yok, korna sesi yok, görünürde ne polis, ne de trafik polisi var. Kaldığımız üç gün boyunca şehir içinde de hiç korna sesi duymadık, yollardaki binek araçları ve otobüslerde ne egzoz sesi ne de dumanı var, sanki hepsi elektrikli. Kavşaklarda yayalar için çizgili geçiş şeritleri var ama hepsi hem zemin, bizimkiler gibi zıplatmıyor, yoldaki araçlar yaya görünce yol veriyorlar, hele şehir merkezinde arkanızdaki araç size uyuyor, korna çalıp yol istemiyor. Şehir içi yollarda bordür yükseklikleri 10 cm'den az, benim uygarlık ölçümdür bu, uygar olmayla ters orantılıdır bordür yüksekliği. Şehir merkezinde geniş yaya yolları halk tarafından yoğun biçimde kullanılıyor, iki katlı ama sessiz otobüsler de revaçta, özel araba kullanımı az.
Üsküp 520 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmış, halen dimdik ayakta duran camileriyle, çok hareketli tarihi çarşısıyla, halen müze olarak kullanılan iki kubbeli Osmanlı hamamıyla, sanki hala bir Türk şehri, Cuma vakti çarşıda idik, ezan okununca Türkler ve Arnavutlar dükkanlarını kapattılar, seccadelerini alarak camiye gittiler.
Çarşılarda, yollarda gördüğümüz insanlar, bayan olsun, erkek olsun, hepsi temiz giyimli ve güler yüzlü, diğer değimle mutlulukları yüzlerinden akıyor.
Şehir Vardar nehrinin iki yakasına kurulmuş ve içinde yaklaşık 500 bin kişi yaşıyormuş, Türkler ve Arnavutlar nehrin bir yakasında, Makedonlar diğer yakasında yerleşmişler. 1968 yılındaki depremde şehir yerle bir olmuş, tüm tarihi binalar, özellikle çok zengin içerikli müzeler, aslına uygun onarılmış, yerleşim alanları da yenilenmiş, çok katlı bina pek yok, kiremit çatısı olmayan da yok. Üsküp'ten güneye Manastır'a indik, yol boyu bağlardan, tarım alanlarından geçtik, etraftaki köylerin evleri de kiremit kaplı çatılarla örtülmüştü.
Manastır da çok düzenli ve temiz bir şehir, orada Atatürk'ün 1896-1899 yılları arasında okuduğu Askeri İdadi mektebini restore etmişler ve Atatürk Müzesi yapmışlar, ücret ödenmeden geziliyor.
Üsküp'ten Manastır'a kadar uzanan verimli ovalardaki bağlarda şarap yapımında kullanılan özel bir üzüm türü yetiştiriliyor ve yöreye özgün şaraplar üretiliyor ve Avrupa pazarlarına sunuluyor, şarapçılığın Makedonya ekonomisinde önemli bir yeri var.
Şehir merkezinde çok zarif lokantalar var, buralarda hem Makedon hem de İtalyan yemekleri ve tabii Türk döner kebabını yiyebilirsiniz. Servis yapan garsonlar da çok kibar ve yetenekli, herhalde meslek okulu mezunu bunlar, dedik. Siparişlerinizi Türkçe verirseniz, anlıyorlar, siz de Makedonca yemek isimlerini öğreniyorsunuz.
Şehrin arkasında, arabayla bir saat mesafede ve 1800 m yüksekliğindeki dağ üzerinde kış aylarında çok turist çeken kayak merkezleri, yaz aylarında da çok kullanılan Milli Park ve bir göl yörenin cazibesini artırıyormuş.
Özetle, kısa da olsa, uygarca yaşamanın keyfini tatmak istiyorsanız, Üsküp'e yolunuz açık olsun…
Gerçi yol İstanbul Havaalanından kolay açılmıyor. Yeni terminal binasına girmenizden itibaren çok uzun bir yaya yolculuğunuz başlıyor, hele gümrükten geçtikten sonra, uçağınızın kalkacağı perona kadar uzun bir yürüyüş yapıyorsunuz. Uçağınız da, perondan hareket ettikten sonra, havalanacağı pistin başına 30-35 dakikada varabiliyor, sonuçta havalanıyorsunuz, terminalde harcadığınız zamandan daha kısa sürede, 1saat 15 dakikada Üsküp'e iniveriyorsunuz.
Facebook
Sayı: 1228 - Tarih: 10.12.2019
Yazarlarımız