Kendinizi hayata bozdurmayın
Emin Direkçi - Kendinizi hayata bozdurmayın

Kendinizi hayata bozdurmayın

BUSİAD ve Uludağ Üniversitesi işbirliğinde yaklaşık altı yıldır, üniversitemizin son sınıf öğrencilerine “Mühendislik Etiği” konusunda bir saatlik konuşma için davet ediliyorum. Konuşmamın yaklaşık 40 dakikasını etik üzerine yapıp, kalan sürede kendi deneyim ve gözlemlerimden taşan bazı paylaşımlarda bulunuyor, uyarı ve önerilerimi sıralıyorum. Bu önerilerimde; mutlaka yapıp,  yapmamaları salık verdiklerim olsa da; etik ile de ilişkilendirerek, hayatın zorluklarıyla başa çıkmak için insani ve ahlaki değerlerini kaybetmemelerinin önemini vurguluyorum. Aktaracaklarımı şöyle de algılayabilirsiniz: “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!”



Her insan dünyaya sevimli bir ağlama ve ilk tokadı poposuna yiyerek geliyor. Ve mini sülaleye gelen ilk çocuğun doğumuyla çekirdek ailenin neredeyse tümü yeni unvanlara sahip olur; “anne, baba, dede, büyükanne, amca, hala, teyze, dayı, kuzen”, düşünsenize bir doğum birçok insana yeni tanımlar ekliyor, harika! Sonrasında bu çocuk; fiziksel olarak yakın olan tüm bir yeni unvan sahiplerinin az ve çok katkısıyla “el bebek gül bebek” büyütülüyor. Çocukluktan çıkana kadar her birey; sevimli, cana yakın, şeffaf, yalansız bir hayat sürüyor. 

Özellikle lise ve üniversite döneminde; sınavlarda başarılı olmak, karşı cinsten arkadaş edinmek, maddiyat sağlamak, dikkat çekmek, ön planda olmayı istemek; bazı bireyleri olduğundan ve olması gerektiğinden farklı yollara iter ve belki de hayatının kalanına etki edecek değişimler bu dönemde ortaya çıkar. İş arayışında ve iş hayatına atıldıktan sonra; bireysel, ailevi, sosyal ihtiyaçlar ve diğer zorluklarla karşılaşan bazı bireyler; ahlaki ve etik olmayan, bazen suç kapsamına giren, maddi ve manevi menfaat sağlamaya yönelik birçok tutum ve davranış içerisine girerler. Bazen istemeyerek yapılan bu davranışlardan bir kısmı geri adım atsa da, kazanımlar göz önüne alındığında birçoğu bu tutum ve davranışlarını devam ettirirler. Halbuki tüm insanlar; birçok değer ve erdeme sahip olarak doğarlar. Hayatın zorluklarını aşmak için ne yazık ki bazılarımız bu değerlerden ödün verirler.

Doğruluk, dürüstlük, söz, namus, adalet, dostluk, kardeşlik, komşuluk, cömertlik, mertlik, yiğitlik, vefa, saygı ve sevgi, insanın bilinçli bir birey olana kadar sahip olduğu değerlerin başında gelir. Hatta şirketlerimize işe alacağımız, kendimize ve çocuklarımıza eş seçeceğimiz zaman her insanın doğuştan sahip olduğu bu erdemlere sahip olan kişileri ararız. Düşünsenize! Doğuştan sahip olup, yetiştiğimiz değerleri daha sonra arıyoruz. Peki, bu arada ne oluyor? “hayat bizi bozuyor!”. Bu bozulmaya insanların bir kısmı maruz kalsa da, yaşamın içerisinde karşılaşılan zorluklar kişiliklerin bozulmasına neden oluyor. Ne yazık ki; makam, mevki, para, varlık, dikkat çekmek, kolayına kaçmak, mücadele etmeden sahip olmak vb. gibi durumlar, insanların bildiği birçok erdemden uzaklaşmasına ve bozulmasına neden olur.

Dolayısıyla, her ne sebeple olursa olsun, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayın, çalışkan ve sabırlı olun, sözünüze ve şahsınıza güvenilsin, çalmayın, usulsüzlük yapmayın, hak yemeyin, yalan söylemeyin. Herkesin zengin ve varlıklı olamayacağını da unutmayın. Ama önemli olan İTİBARLI olmaktır, bunun içinde KENDİNİZİ HAYATA BOZDURMAYIN.

Tüm dünyada olduğu gibi, bizim ülkemizde de ne yazık ki her sektör ve seviyede gözlemlediğimiz benzer bozulmalara dur deyiniz, Bu tutumlara ve bu davranışta olanlara; rıza göstermeyi, göz yummayın, destek olmayın, oy vermeyin, arkasından gitmeyin. Sizin bu tavrınız sonrasında; toplumsal barışta, adalet sisteminde, huzurda, ekonomide ve tüm yaşam kalitenizde hızla olumlu bir değişim yaşanacağınızı gözlemleyeceksiniz. Dik durun dik…

Saygılarımla,

Facebook
Sayı: 1256 - Tarih: 23.06.2020
Yazarlarımız