Dr. Mevci Ergün - Döviz kur artışları sorunun hukuki temeli

Döviz kur artışları sorunun hukuki temeli


Günümüzde yaşanan döviz kurlarındaki artışlar nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır. Bazı sözleşmelerde ve alım - satım işlemlerinde dövize bağlı edimler ticari ve ekonomik hayatta ciddi sonuçlar doğurmaktadır.
Sorunun çözümü konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bu durumda, sorunun çözümünde yararlanılması gereken hukuki müessesenin tespiti önem taşımaktadır. Bu konuda özellikle iki müessese ileri sürülmektedir.
Kimilerine göre, 'borcun ifasının imkansızlığı' (mücbir sebep), kimileri de 'hukuki veya ekonomik imkansızlık' (aşırı ifa güçlüğü/beklenmeyen hal) görüşünü ileri sürmektedir.
Birinci görüşün hukuki esası 'Borcun ifası, borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa, borç sona erer.' (TBK m.136/I)
İkinci görüşün hukuki temeli ise, 'Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.
Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.' düzenlemesidir (TBK m.138).
Birinci görüşün kabulü için diğer unsurların yanı sıra özellikle, edim, objektif (mutlak) anlamda imkansız olmalıdır. Böyle bir olayın doğabileceği önceden tahmin edilememiş olmalıdır.
Döviz kurlarında yaşanan ciddi artışlar söz konusu unsuru içermemektedir. Bu sebeple, birinci görüşün isabetli olmadığı açıktır. Ancak, bu sebebin 'mücbir sebep' sayılacağına ilişkin sözleşmede hüküm bulunması, bundan istisnadır.
Aşırı ifa güçlüğü ile imkansızlık arasında en önemli farklılık; aşırı fa güçlüğünde hukuki veya ekonomik imkansızlığın varlığıdır. Aşırı ifa güçlüğünde, edimin ifası imkansız değildir. Ancak edimin ifası sonucunda, borçlunun durumu, ekonomik bakımdan aşırı derecede aleyhe durum yaratmaktadır. Örneğin; ABD Dolarında önemli artışlar gibi.
Aşırı ifa güçlüğü, sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, 'işlem temelinin çökmesi'ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:
1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.
2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Üstteki açıklamalar kapsamında,, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.
Yürekten esenlikler ve en içten
saygılarımızı sunarız.
Facebook
Sayı: 1165 - Tarih: 11.09.2018
Yazarlarımız