Av. Öztürk Yazıcı - Tanınmış marka kavramı üzerine...

Tanınmış marka kavramı üzerine...


Benim tanımımla, son bir iki yüzyılın ekonomik kaldıraç değeri, ürünlere değer katan ismi Marka. Katma değeri asıl yaratan husus. Özellikle tanınmış markalar; başlı başına bir kalite sembolü, reklam vasıtası ve en önemlisi yasal garanti sağlar. Bu özellikleri neticesinde tanınmış markalar, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılsalar dahi, yasal olarak korunmakta ve tüketiciler ile aracılar tarafından öncelikle tercih edilmektedirler. Tanınmış markalar, sunduğu ticari avantajlar nedeniyle üçüncü kişiler tarafından sıklıkla marka ihlallerine maruz kalmakta ve bu nedenle, iç ve dış hukukta, tanınmış markalara diğer markalara kıyasla daha geniş bir koruma sağlama fikri kabul görmektedir.
İç hukukumuzda uzun yıllar 1965 tarihli Markalar Kanunu, devamında 556 sayılı KHK ile adapte edilen 'Marka' düzenlemeleri; geçtiğimiz yıl yerini nihayet 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununa bıraktı.
Kanunda yapılan yasal tanımlamada ise, Marka için, 'bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir' diyor.
Özetle (Hocamız Tekinalp' in de tanımlaması ile) marka, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayıran her türlü işarettir.
Markaya dair bu tanımlamalarla giriş yaptıktan sonra asıl konumuz olan tanınmış marka kavramını kısaca açacağız.
Yaygın şekilde, pek çok kimse tarafından bilinen, her somut olayda farklılık gösteren bir tanınmışlık söz konusu.
Tanınmışlığın önceden belirlenmiş kriterlere uymaması yine zamanla değişen bir olgu olması nedeniyle de gerek uluslararası tanımlar gerekse yasa ve mevzuatlarımızda objektif tanımlar verilmekten kaçınılmış, bu tanımlama haklı olarak doktrin ve mahkeme kararlarına bırakılmış.
1925'lerden bu güne 140 ülke ile tabi olunan ve bu alanda çatı anlaşma olan Uluslararası Paris Sözleşmesi, Marka hakkının ticari unsurlarını genişleten Dünya Ticaret Örgütü anlaşmasının EK'i olan ve 1994'lerden bugüne ülkemizin tanıdığı TRIPS metni, Uluslararası Sınıflandırmaya İlişkin Nice Sözleşmesi, Viyana Sözleşmesi, Markaların Uluslararası Tescili Konusunda Madrid Sözleşmesi gibi sözleşmelerde de tanınmış markaya dair hükümler bulunmasına karşın; tariften bilinçli bir kaçınma hali söz konusu.
6769 sayılı yeni yasanın 6.maddesinde Paris sözleşmesi mükerrer 6. maddesine atfen tanınmış marka statüsüne dair kısa bir cümle yer almakta.
Tanınmış Marka'ya dair tanımlamada yine uluslararası akitler, doktrinler nezdinde de sorunlar hasıl olmuş, bereket WIPO(Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) 1999 yılı ortak tavsiye karar kriterleri ile gelmiş ve bu kriterlere göre tanınmış marka kavramı şekil almıştır. (Toplumun ilgili kesiminde markanın bilinme ve tanınma derecesi, Markanın kullanım süresi, kullanım derecesi ve kullanıldığı coğrafi alan, Marka promosyonlarının kapsadığı coğrafi alan, promosyon süresi ve derecesi, Markanın kullanımı veya tanınmasını yansıtacak şekilde markanın tescilleri veya müracaatlarının süresi ve coğrafi alanları Markanın yetkili makamlar tarafından tanınmış marka olarak kabulüne dair başarılı uygulama örnekleri ve Markaya atfedilen değer.)
Yargıtay dairelerimiz verdikleri kararlarda Paris Anlaşması, TRIPS metni ve WIPO kriterlerini bolca referans almışlardır. Hatta ülkemiz yüksek yargısı, Tanınmış marka kriterlerini geniş yorumlamakta ve Paris Anlaşması'na taraf ülkelerde tanınmış ancak bizde tanınmamış olan markaları bile, Tanınmış marka olarak değerlendirebilmektedir.
Tanınmış marka, diğer markalardan farklı olarak aynı ve benzer mal ve hizmetlerinin yanında tamamen farklı mal ve hizmetler için de korunur ve yine tescil edilmemiş olsa bile korunuyor olması bir başka büyük avantajıdır.
Dolayısıyla tanınmış marka sahibi de hukuki açıdan büyük kolaylıklar ve birçok imkânlara da sahip olmuş olur.
Bunlardan en önemlisi, mal ve hizmet sınıfına bakılmaksızın tanınmış bir markanın Paris sözleşmesine üye devletlerden birinde tescil edilmiş olması halinde, öncelikle marka başvurusunun nispi ret nedenleri ile tescilinin mümkün olmaması, tescil edilmiş olunsa dahi 'hükümsüzlük davasının' tanınmış marka sahibince 5 yıllık sürede açılabilmesi, kötü niyetli tescillerde ise sahibince süresiz olarak hükümsüzlük davası açılabilme imkanının bulunması olarak sıralanabilir.
Eski TPE, yeni Türk Patent ve Marka Kurumu'nun tuttuğu tanınmış marka sicili ise doktrinde ve yine yasal olarak epey tartışmalı. Zira bir marka kısa bir sürede tanınmışlıktan çıkabilir, bir başka marka kısa sürede tüm dünyada tanınmışlık alabilir, bu sübjektif unsurlar bu işin doğasında olduğu için uluslararası belgelerde tanımlamadan kaçınılmıştır.
Derin saygılarımla.

Facebook
Sayı: 1101 - Tarih: 13.06.2017
Yazarlarımız