Editörün Yorumu :
Bu ramazan “insan olmayı” becerelim!
Yüzyılın en sıcak günlerini yaşadığımız bugünlerde, Ramazanın başlaması ile birlikte “oruç tutma”nın ne kadar anlamlı bir ibadet olduğunu düşünüyorum. Sonra kendi içine düştüğüm paradokstan “oruç” kavramının taşıdığı anlamların genişliğini bularak, çıkıyorum. Eğer oruç tutmanın anlamına “aç ve susuz kalmak” yerine nefsin terbiyesi olarak bakarsanız, yaz, kış fark etmez; ne zaman tutarsanız tutun oruç zor bir ibadettir.
İnsanların, kendi çocukluklarını bir ormana götürüp, orada karanlıkta tek başına bırakıp geri döndüğüne inananlardanım. Çünkü bir yolculuk sonunda kayboluyor, çocuk ve günahsız halimiz. O çocuğu orada bıraktıktan sonra başlıyor, kin ve öfke dolu halimiz. Değişmeye başlıyoruz. Hepimiz aynı pişmanlığı yaşadığından, çılgınlar gibi sağa sola saldırıyoruz. Bir tarikata mensup gibi, belirlenmiş kurallara uyan ve kapitalizmin baskısı ile birlikte çığırından çıkmış bir şekilde aklımızda bıraktığımız çocuk, bambaşka bir şeye bürünmeye devam ediyoruz.
Bizim gibi eğitim düzeyi düşük toplumlarda bu süreç “mahalle baskısı” sayesinde daha da şiddetli geçiyor. İnsanın kendi içindeki yolculuklarda, ormana terk ettiği çocuğu arama çabalarının bir değeri olmadığı gibi, toplumsal hayatta elde ettiği başarılar ile sıralıyoruz kendimizi.
O zaman, yaptığımız ibadetin, sahip olduğumuz mesleğin, ürettiklerimizin, söylediklerimizin kendi içinde tutarlı bir anlamı olmuyor. Temizliğin işaret edildiği mekânlara kokan çoraplarımızla girebiliyor, tevekkülün bir anlayış olarak dillendirildiği anlarda hırsımızdan kahpeleşiyoruz.
Göstermelik yaşıyor olmak, bir şeylere gösteriş için sahip olmak, kendi içimizdeki yolculuğun başlamadan bitmesine sebep oluyor. Aslında, sahip olmadığımız yetenekleri ve bilgiyi varmış gibi göstermemizde bu sebepten. Yıllardan beri aynı sorunları tartışıyor olmamızın temelinde yatan da benzeri bakış açıları…
Bugün Ramazanın ilk günü…
Herkes yaz aylarında oruç tutmanın zorluğundan bahsediyor.
Hiçbir şey yapamasa, Ramazanın kendi anlamının dışına çıkıp, yeryüzüne gökten inmiş gibi birbirlerinin inancını tartışıyor. Ortak ve bizi bir yerlere taşıyacak değerlerimizi ortaya çıkarmadığımız sürece de, hangi konu olursa olsun kendi bahçemizden başkalarının güllerine laf etmeye devam edeceğiz.
Ramazan özelinden baktığımızda aslında aradığımız “kâmil insan” olabilmek değil mi? İster kul hakkı deyin, ister başkalarının haklarına saygı deyin, isterseniz dürüstlük, çalışkanlık, kanunlara saygı, ahlaklı olmak deyin, aradığımız kendi nefsimizin terbiyesinin yolları değil mi?
Kendi cehaletimizin içinde, pırlantalarla süslenmiş yürek tacından mahrum giriyoruz bu Ramazana da. Başarının para, güç olduğu bir ülkede başka başka kalelere sığınmış oradan birbirimize taş atarak giriyoruz Ramazana.
İçimizdeki çocuğu ormanda tek başına bırakmışız. Kendi pişmanlığımızdandır öfkemiz, kinimiz. Unuttuğumuz o kadar çok şey var ki, yok gibiyiz, belki de bir hiçiz. Çokmuşuz gibi yapmanın bir faydası yok.
Biz kendimiz kadar olalım yeter. İyi Ramazanlar!
Yazar :
Tolga
Yücel Email :
tolga@yucel.com.tr
|