Haberin Tamamı :
“SANAYİ ve ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİ
karşılıklı öğrenme sürecine destek olur”
Üniversite Sanayi İşbirliği Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSİGEM) Müdürü Prof. Dr. Sedat Ülkü ve Genel Sekreteri Dr. Kurtuluş Kaymaz, uzun dönemli sanayi ve üniversite işbirliğindeki en önemli noktalardan birinin karşılıklı öğrenme süreçlerine destek olması olduğunun altını çizdiler.
“BİR SANAYİCİ BİR AKADEMİSYEN”
ANALİZ RÖPORTAJ DİZİSİ
Yıllardan bu yana süregelen ama taş üzerine taş eklenmesi için oldukça zaman kaybedilen üniversite sanayi işbirliği için EKOHABER Gazetesi yepyeni bir girişim içine giriyor.
Üzerinde çalıştığımız bu yeni proje ile sanayici ve akademisyeni aynı platformda buluşturarak aynı konular üzerinde aynı sorulara verdikleri cevaplarla iki ayrı gözün bakış açılarını değerlendirecek, cevapların ortak noktalarını gözler önüne sereceğiz.
Öncelikle genel ekonomi anlamında sütunlarımızda bir araya getireceğimiz konuklarımızı, sonrasında Bursa ekonomisinin de lokomotifini oluşturan otomotiv, tekstil, makine gibi sektörlerin teori ve pratiğinin temsilcileri takip edecek.
Bu kapsamda Üniversite Sanayi İşbirliği Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSİGEM) ile işbirliği içinde hazırlayacağımız röportaj dizimizin ön hazırlığını yapabilmek ve ortaya koyacağımız buluşma noktaları ile ilgili analizlerin ön verilerini size daha iyi aktarabilme adına bu haftadan başlayarak önümüzdeki hafta da devam etmek üzere ÜSİGEM Yetkilileri olan Merkez Müdürü Prof. Dr. Sedat Ülkü ile Merkez Genel Sekreteri Dr. Kurtuluş Kaymazın konu ile ilgili değerlendirmelerini sizlerle paylaşacağız.
Ardından peşisıra devam edecek, sanayi ve üniversitenin sesi olarak işbirliği için önemli bir adım daha atacak röportajlarımızda siz değerli sanayicilerimizin de fikir, görüş ve önerilerini bizlerle paylaşmanızı istiyoruz.
Bu karşılıklı ve ortak faydayı ortaya çıkarma başlangıcında siz değerli okuyucularımıza keyifli okumalar diliyoruz...
Ünİversite-sanayi işbirliği konusu, Türkiyede üzerinde hassasiyetle durulan alanlardan biri haline gelmiştir. Bir taraftan sözkonusu alandaki ampirik ve vaka çalışmasına dayalı akademik araştırmaların sayısı artarken, diğer taraftan devletin işbirliği yaratma yönünde oluşturduğu yasal düzenlemeler süreci desteklemekte, özellikle sanayinin ulusal, uluslararası rekabette bilimsel bilgiye duyduğu ihtiyacın giderek yoğunlaşması üniversite-sanayi işbirliğinin gelişimine önemli ölçüde ivme kazandırmaktadır.
Benzer şekilde, ulusal düzeyde yeni yeni ortaya çıkan sivil örgütlenmeler (Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu gibi) birçok üniversiteyi ve işbirliği yaratma potansiyelinde olan kuruluşu bir araya getirmekte, yaratılan ortak akıl üniversite-sanayi işbirliğinin geleceğine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Gelişme hızı yavaş seyretse de denilebilir ki, türetilen hukuksal düzenlemeler, işbirliğini genel çerçevesini çizen protokoller ve uyulan temel ilkeler, akademik boyutta geliştirilen modeller yaratılan işbirliklerinin biçimini zamanla daha net tanımlamaktadır. Öne sürülen tüm görüşler gerek Türkiyede ve gerekse dünyada üniversite-sanayi etkileşiminin formelleşme düzeyinin giderek arttığını gözler önüne sermektedir.
Bir kurum olarak üniversitelerin, birer “açık sistem” olduğunu ve açık sistem olma gereği üniversitelerin, iç dinamikleri kadar dış çevresel unsurlara da kayıtsız kalmamaları gerektiği açıktır. Özünde bilimsel bilgi üreten ve nitelikli işgücü yetiştiren yapılar olarak üniversiteler, kamu kurumları, sivil toplum örgütleri, yurt içi ve yurt dışındaki diğer üniversiteler ve bilhassa özel sektör kuruluşları ile farklı disiplinlerde olmak üzere ortak çalışma platformları yaratmaktadır. Üniversitelerin bilgi üretme gücünü doğrudan etkileyen ve yetişmiş işgücünü kullanan sanayi kuruluşları belki de dış çevre ile olan etkileşimde en kritik faktörü oluşturmaktadır.
Üniversiteler ile sanayi arasında türetilen “işbirlikleri” her iki kesim için farklı anlamlar taşımaktadır. Gerçekleştirilen işbirliklerinde akademisyenler, uygulama bilgisine ulaşma ve bu bilgiyi yüksek öğretim sistemine “araştırma verisi” temelinde entegre etme, araştırmalar için finansman sağlama ya da teoriyi test etme misyonu ile hareket etmektedirler. Bu noktadan hareketle sanayi kesimi ile genişletilen ilişkiler, üniversitelerin ve dolayısıyla akademisyenlerin daha geniş araştırma fonlarına ulaşmalarını sağlamakta, bilimsel yayınlar için uygulama olanakları yaratmakta ve akademinin kurumsal imajını güçlendirmesine fırsat tanımaktadır. Bu nedenle, üniversitelerde özellikle uygulamalı bilimler giderek önemini arttırmıştır.
Sanayi cephesi de üretime dönüştürülebilecek akademik tabanlı bilgiyi edinme ve bunu rekabette üstünlük sağlama, büyüme, maliyetleri düşürme, kurumsal imajı güçlendirme, kurumsal öğrenme kapasitesini arttırma ve insan kapitalini geliştirme dürtüsü ile hareket etmektedir.
İşletmeler, gerçekleştirilen işbirliklerinde, yeni bilimsel temelli bilgi/teknoloji transferini büyük oranda iş sonuçlarına yapacağı katkı oranında önemsemekte, üniversite-sanayi işbirliğinin başarı düzeyini “işletmenin finansal edinimleri” ölçüsünde değerlendirmektedir. Bu anlamda işletmelerin mevcut işbirliği projelerinden beklentisi, organizasyonel süreçler üzerindeki otokontrolü sürekli arttıracak sistemler geliştirme yönündedir. Durum uzun dönem bakış açısı ile değerlendirildiğinde ise sözkonusu işbirliklerinin “karşılıklı öğrenme” sürecine destek olduğu yorumunu yapmak olasıdır.
Bilgi bazlı ekonomik yapıya geçiş ve 1990lı yıllarda başlayan inovasyon hareketi ile birlikte üniversiteler, yeni bilgi / teknoloji üreten, üretilen yeni bilgiyi / teknolojiyi endüstriyel yaşama transfer eden ve yerel / ulusal ekonomik kalkınmaya öncülük eden kurumlar arasında önemini giderek arttırmaktadır.
Özellikle teknoloji değişim ve yenilenme sürelerinin kısalması, nano-teknoloji / mikro elektronik teknoloji, bio-teknoloji gibi “bilim-bağımlı” endüstriyel uygulamaların artması ve bu tür uygulamaların birçok sektöre (farmakoloji, kimya vb.) etki etmesi, örgütsel yapılarda büyüme ile beraber ortaya çıkan kurumsallaşma ihtiyacı, ürün çeşitliliğinin artması, süreçlerde sürekli gelişim ve iyileştirme çabası vb. etkenler, organizasyonel problemlerin tespiti ve çözümü konusunda üniversiteler ile bağ kurmayı zorunlu hale getirmektedir.
Üniversiteler ile sanayi arasında kurulan bağ, yeni bilginin keşfini desteklerken, önemli bir dönüşümü de ciddi ölçüde gözler önüne sermektedir. Sözkonusu dönüşüm, bilimsel bilginin endüstriyelleşmesi ya da bilginin kapitalizasyonu kavramları ile açıklanmaktadır. Giderek yaygınlaşan “Girişimci Bilim”, “Girişimci Üniversite”, “Girişimci Bilim Adamı” perspektifi, üniversitelerin varlık nedeni olan eğitim ve araştırma boyutlarındaki kurumsal davranış biçiminin ne yönde evrimleştiğine dair somut ipuçları sunmaktadır. Girişimci bilimin bir uzantısı olarak bilimsel bilginin endüstriyelleşmesi yönünde atılan adımlar 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 19. yüzyılda Harvard ve MIT üniversitelerinde akademisyenlerin çeşitli firmalara iş planları yazdıkları, firmaların fonlarını yönettikleri, işletmelerin istihdam süreçlerine destek oldukları görülmektedir.
Akademinin bu “yeni” girişimci rolü, eğitim ve araştırma yönüyle birer yüksek öğretim kurumu olan üniversitelerin misyonunu derinden etkilemektedir. Akademik misyon bu anlamda, ilki bilimsel araştırmalarda “işbirlikleri” kurma, ikincisi ise genel ekonomik ve sosyal gelişime çeşitli disiplinlerde araştırmalar yaparak katkıda bulunma şeklinde genişleme göstermiştir. Sözkonusu değişimin hızı düşük oranda seyretse de “dönüşüm” devam etmektedir.
Üniversitelerdeki “bilim için bilim” türeten bilim adamı profili, endüstriyel uygulamalar için bilgi üreten girişimci bilim adamı profiline doğru evrilmektedir.
Araştırma projelerinin, üniversite dışı kurumlar tarafından desteklenmesini sağlayan, araştırma maliyetlerini büyük ölçüde diğer özel / kamu kuruluşlarından temin etme becerisini gösteren, bilginin endüstriyel yaşama transfer edilmesi gerektiğini düşünen akademisyenlerin sayısı giderek artmaktadır. Örneğin ABDde akademik projelerin ortalama %20-%25i üniversite dışı endüstriyel fon kaynaklarından finanse edilmektedir.
Sayı :
821 / Tarih :
31.01.2012 |