Editörün Yorumu :
Faiz koridorunu anlamak
Son günlerde faiz koridoru üzerinde çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Önce faiz koridoruna neden gereksinim olduğunu söyleyelim. Bilindiği gibi 2011 Nisan ayından beri TC MB enflasyon hedeflemesi çerçevesinde politika faiz oranını belirlemekte ve bu faizi mümkün olduğunca savunmaktadır. Ayrıca politika faiz oranları etrafında bir borç verme bir de borç alma faiz oranını belirlemektedir. Böylece borç verme faiz oranı, politika faiz oranı ve borç alma faiz oranları olmak üzere üçlü faiz sistemi söz konusudur.
2011 yılı başına kadar borç verme ve borç alma faiz oranları arasındaki fark, nispeten dardı. 2011 yılında önce borç verme faiz oranı yüzde 9a yükseltildi. Şu anda da yüzde 12,5 düzeyinde. Hal böyle olunca politika faiz oranıyla, borç verme faiz oranı arasında geniş bir aralık oluştuğu için piyasa faiz oranları bu iki oran arasında dalgalanmaktadır. İşte bu durum, finans sektöründeki aktörlerce eleştirilmektedir. Burada şu soruyu sormak gerekir. Acaba MB niçin faiz koridorunu genişletmiştir?
Aslında enflasyon hedeflemesi çerçevesinde MB politika faiz oranını belirlemektedir. Ekonomideki para arzının ne olacağını ise özel sektör ve bankalar belirlemektedir. dİğer bir deyişle MB, paranın fiyatını belirlemekte, miktarını özel sektöre bırakmaktadır. Yani MBnin yarattığı para, MBnin kendi isteğine göre değil, piyasanın isteğine göre olmaktadır. Diğer bir deyişle MBnin izlediği para politikası pasiftir. Hatta buna parasız para politikası da diyebiliriz.
Ünlü miktar teorisine göre, paranın miktarıyla fiyatlar arasında doğrudan ilişki söz konusudur. Bir ekonomide para miktarı ne kadar artarsa, fiyatlar da o kadar artar. Bu ülkemizde 2000li yılların öncesinde yaşanan durumdur. 2000li yıllarda ise para fiyatın fonksiyonu olmaya başlamıştır. Yani fiyatlar ne kadar artarsa ekonomide de para miktarı o kadar artmaktadır. Eğer maliyet artışlarından döviz kuru düşüşlerinden, petrol, elektrik zamlarından özel sektörün olükopolcü yapısından kaynaklanan bir fiyat artışı söz konusu ise bunun sonucu ekonomide meydana gelen likidite ihtiyacı, bankalar ve özel sektör tarafından politika faiz oranı üzerinden yetmezse borç verme faiz oranı üzerinden MBden sağlanmıştır ve sağlanmaktadır.
2010 yılının sonlarında ülkemizin cari işlemler açığı sonuyla karşılaşması ve bunun sonucu olarak TLnin değer kaybı, ithal ürünlerinin pahalılaşması ve bu gibi birçok maliyet artışlarına neden olan etmenler karşısında MB, maliyet artışlarına parasal onay vermemek için yani özel sektör ve bankaların istedikleri miktarda parayı vermemek için bizzat paranın miktarını kısıtlamak istemiştir. Böylece Mb hem paranın fiyatını hem de miktarını kontrol altına alma yoluna gitmiştir. Aslında bu iki birbirine zıt sonuç verecek politika uygulamasında başarılı olmak için faiz koridorunun üst sınırını yani borç verme faiz oranını yüzde 9dan yüzde 12,5a yükseltmiştir. Nitekim son haftalarda MB 5,75 politika faiz oranı üzerinden bankalardan (piyasadan) gelen talebin tamamını karşılamak yerine tayınlama politikasını tercih etmiştir. Bunun sonucunda da piyasa faiz oranları politika faiz oranıyla borç verme faiz oranı arasında bir yerde oluşmaktadır. Ancak koridor geniş olduğu için haliyle bu durum belirsizlik yaratmaktadır. Bu da piyasa oyuncularını tedirgin etmektedir.
Gelecek haftaki yazımda bu konuyu biraz daha geniş olarak tartışacağım.
Yazar :
Prof. Dr. İlker
Parasız Email :
ilker@ekohaber.com.tr
|