Prof. Dr. Dr. Mustafa Cebe ( Yüksek Kimyager, Uygulamalı İstatistikçi, Yüksek Öğretmen ve Finansmancı ) |
Ekonomideki küçülme anlamlıdır ve sektörel etkileri farklıdır
|
Ekonomideki küçülme anlamlıdır ve sektörel etkileri farklıdır
Ülkemiz; ekonomik kriz nedeniyle, diğer çoğu ülkelerde de olduğu ve yaşandığı şekliyle, büyük bir ekonomik daralma ile karşı karşıyadır. Elimizde o dönemin ekonomi faaliyet alanlarına yön... |
|
mcebe@uludag.edu.tr - Sayı :
813 / Tarih :
06.12.2011
« HABERİ GÖNDER EDİTÖRÜN ARŞİVİ » |
|
Editörün Yorumu :
Ekonomideki küçülme anlamlıdır ve sektörel etkileri farklıdır
Ülkemiz; ekonomik kriz nedeniyle, diğer çoğu ülkelerde de olduğu ve yaşandığı şekliyle, büyük bir ekonomik daralma ile karşı karşıyadır. Elimizde o dönemin ekonomi faaliyet alanlarına yönelik ayrıntılı veriler olmamakla birlikte, ikinci dünya savaşı başlangıç dönemine rastlayan 1945li yılları anımsatır mertebelerde seyreden ekonomik daralma ve küçülme oranlarıyla karşı karşıyayız. Nitekim Cumhuriyet tarihimizde ekonomide en yüksek küçülme oranı; 1945 yılında % 15.3 oranıyla yaşanmıştır. Daha önce, 1927 yılında yaşanan bir diğer kriz ise, ülkede % 12.8 oranlı ekonomik küçülme yaratmıştır. 2009 yılıın ilk üç çeyreğine dayalı olarak yapılan tahminler uyarınca, ülkemizde üçer aylık dönemsel ekonomik küçülme oranları; TÜİK tarafından yayınlanan verileriyle sırasıyla; %14.3, %7 ve % 3.3 şeklinde öngörülmekteydi. Fakat belirtilen dönemler sonunda, TÜİK kendi verilerini revize etme gereksinimi duymuştur. Nitekim, içinde bulunduğumuz yılın ilk iki çeyrek dönemi için revize oranları sırasıyla; %14.7, % 7.9 şeklindedir. Yapılan bu revizyon düzeltmeleriyle, ülkemiz için 2009 yılının ilk üç çeyreğini kapsayan, henüz tamamen revize edilmemiş tahminleri gözetilerek ön görülen ekonomik küçülme oranı % 8.4 büyüklüğündedir. Küçülme oranlarının belirtilen seyri içinde, TÜİKin üçüncü ve son çeyrekte de ekonomik küçülme oranları üzerinde belirli büyüklüklerde revizyon yapması beklenmelidir. Nitekim yaşadığımız yılda, Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı gibi diğer kamu kuruluş ve organlarınca, söz konusu küçülme oranlarıyla ilgili öngörüler üzerinde revizyon gerekliliği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Oysa hükümetin yakın geçmişte uygulamaya koyduğu Orta Vadeli Program uyarınca, 2009 yılı küçülme oranını %6 olarak öngörülmektedir. Bu oranı gerçekleştirebilecek oran, yılın Ekim-Aralık dönemini kapsayan son çeyreğinde küçülme değil, %1.6 büyüme olmalıdır. Ne var ki, bu oransal büyüklük; yazık ki olanaklı görülmemektedir. Gerek basın kuruluşlarınca ve gerekse hükümetin yetkili ağızlarınca dile getirilen değerlendirmelerin tümü; küçülme oranının dikkat çekici oranlarda yüksek olduğu ortak görüş bileşkesinde buluşmaktadır. Bu oranlarda seyreden ekonomik küçülme; ülkemizin hemen her bireyi tarafından bilinmektedir. Basın yayın kuruluşları tarafından bu yönde kamuoyu tabanlı bilgilendirme ve aydınlatma yapılmaktadır. Bireyler; eğitim düzeyleri, dolayısıyla algılama farklılıkları nedeniyle eşit düzeylerle olmamakla birlikte ekonomik seyri yeterli ölçüde algılayabilmektedir. Gerek gelişmiş ülkeler ve gerekse dünya finansal hareketlerini belirleyen ve yönlendiren kurumlarca belirtildiği biçimde, ülkemiz; diğer gelişmekte olan ülkelerin karşılaştıkları benzer zorlukları yaşamaktadır. Nitekim, bazı yetkin ve ilgili kuruluşlar; indikatör nitelikli finansal teknik yöntemleri kullanmakta, gerekli inceleme ve irdelemeler yapmaktadır. Bu tür çalışma ürünü yayınlar; ülkemiz ekonomisinin önemli oranlarda daralmalar yaşadığını ve bunun ötesinde etkili ve uzun süreli resesyon dönemine girdiğini vurgulamakta ve iddia etmektedir.
Bu kanaate varmada temel gerekçe; Türkiye ekonomisinin aralıksız, üst üste ve yılın dört çeyrek döneminde ekonomik küçülme eğilimini sürdürmesidir. Türkiye ekonomisinin küçülme oranının yarattığı endişeyi kısmen azaltıcı önemli gösterge; yılın üçüncü çeyreğindeki %3lük daralma miktarının önceki iki döneme kıyasla göreli olarak düşük olmasıdır. Nitekim bazı Sanayi ve Ticaret Oda Başkanlarıyla, İhracatçılar ve benzeri ekonomi faaliyetli sivil toplum örgütlerinin yetkilileri; belirtilen bu gösterge üzerindeki iyimser kanaatlerini her fırsatta vurgulamaktadırlar.
Ülkemizin; bu yılın son çeyreğinde tabiat değiştirerek ekonomi de küçülme yerine, yeterli büyüklükle, tekrar iki yıl öncesine benzer büyüme eğilimine girmesi, her bireyin elbette tartışmasız doğal dileğidir. Geçen yılın üçüncü çeyreğinde ekonomimiz %1 oranında büyüdü. Bu yılın aynı 9 aylık döneminde ise, yukarıda belirtilen oranıyla %8.4 küçülmeyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu tür olumsuzluklardan da etkilenerek, cari fiyatlarla ülkemizle ilgili GSYH büyüklüğü; 700 milyar 950 milyon TL oldu. TÜİKin 2009 Yılı üçüncü çeyreğine ilişkin GSYH verilerine göre en yüksek küçülme; %18.1 oranıyla inşaat sektöründe gözlenmektedir. Bu sektörde geçen yılın aynı döneminde de bir yıl öncesine oranla daralma yaşanmıştı. Ne var ki, bu oran % 50 oranında düşük ve %9.8 büyüklüğündeydi. İnşaat sektörü önemli bir sanayi koludur. Önemi büyük ölçüde istihdam kapasitesi yaratabiliyor olmasındandır. Ayrıca inşaat sektöründeki çalışan kesim büyük ölçüde vasıfsız işgörendir. Bu nitelik; kırsal ve eğitim düzeyi düşük kesimlerin istihdamında ayrı bir dengeleyici unsurdur. Geçen yılın ilk üç çeyreğinde %0.3 büyüyen imalat sanayi; bu yıl %3.9 gerilemiştir. İmalat sanayii de ürün çeşitliliği ve sektörel faaliyet hacmi yönünden inşaat sektörüne benzer önem taşımaktadır. Bunun da ötesinde imalat sanayi; üretim ürünlerinin yeni ürünlerin üretimine fonksiyonel zemin hazırlaması nedeniyle ülke ölçeğinde daha yüksek ekonomik katma değer kazandırmaktadır. Bu iki temel sektör; ülkenin ekonomik düzeyini belirleyicidir. Ayrıca bu iki temel parametre; sanayi üretim endeksi ve kapasite kullanım oranı göstergelerini şekillendirmede ve yüksek oranlara ulaştırmada oldukça etkilidir.
Kapasite kullanım oranı; geçen yılın kasım ayına kıyasla %2.2 ve bu yılın ekim ayına göre %1.1 oranında düşerek %71 düzeyinde gerçekleşmiştir. Sınai üretimde tam kapasiteye ulaşılamama nedenleri arasında iç talep yetersizliği %55 ve dış pazar talep eksikliği ise %30 ağırlıklı oranlarıyla etkilidir. Son dönemde gözlenen ekonomik gösterge düşüşleri mevsimsel değil, aksine imalat sanayii gibi önemli ve ağırlıklı sınai kollarındaki daralmalardır.
Görünürde tarım sektörü bu yıl %3.2 büyümüştür. Fakat tarım sektörünün sanayi üretim endeksii, dolayısıyla ekonomik büyümedeki etkisi yüksek değildir. Turizm, hizmet ve bankaları bünyesinde taşıyan finans sektörlerinde de geçen yıla oranla göreli büyümeler söz konusudur. Fakat sayılan bu tür sektörler; bireysel ekonomik potansiyeli ve fert başına milli geliri arttırmada çok etkili değildir. Bu sektörlerdeki büyüme payları; ekonomimizi ülkemizin ünlü ekonomistlerinin sundukları reklamlardaki simit, sakız ve oyuncak satışlarından elbette daha fazla canlandıracaktır. Bu beklenti doğaldır ve gerçektir. Fakat asıl önemli ve etkin olan imalat sanayinde sürdürülen kararlılık, kalite ve büyümedir.
Yazar :
Prof. Dr. Dr. Mustafa
Cebe Email :
mcebe@uludag.edu.tr
|