Editörün Yorumu :
Doğal hammadde kaynakları,
üretim, tüketim ve küresel ısınma
Bilim ve teknolojik ilerlemeye paralel biçimde, toplumların yaşam kalite düzeyleri pozitif yönde sürekli değişime uğramaktadır. İnsanoğlunun; yaşamını sürdürmede gerekli birinci sıradaki zorunlu gereksinim (ihtiyaç) türleri; iktisat biliminin belirlediği şekilde önemlilik sırasını korumakla birlikte, her bir gereksinim türünde, zaman içinde özellikle fiziksel anlamda mutlak ve bağıl değişimler oluşmaktadır. İkinci tür, zorunlu olmayan gereksinim türleri ise, sosyolojik, bilimsel ve teknolojik aşamalar ölçüsünde değişmektedir. Finansal ve yatırım potansiyellerini belirleyen ülke ölçekli ekonomik olanaklarla, bu tür gereksinimler nitel ve nicel anlamda sürekli artmaktadır. Gereksinimlerin karşılanmasında kullanılan sınai ürünlerin fiziksel tür zenginlikleri; doğaldır ki, sosyal, kültürel, bir ölçüde siyasal, özellikle ekonomik ve teknolojik kalkınmışlıkları oranında ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir. Çünkü, gereksinim türlerini ve bunların gereklilik derecesini, bireylerin çalışma ve günlük yaşam biçimleri belirlemektedir. Nitekim, fiziksel gereksinimi karşılayan ürünler üzerindeki temel hedef; kullanım kolaylığı, hızlı sonuç alma olanağı, az enerji veya az emekle olabildiğince fazla fonksiyonel iş yapabilme güçleri ve olabildiğince düşük maliyetli olmalarıdır. Bu ilke; esasen maddeyle ilgili temel termodinamik yasalara da uygun düşmektedir. Çünkü maddeyi oluşturan atomik ve moleküler birimler de, sanki gereksinimini karşılayacak ürünü arayıp bulmak ve alım gücü yeterliyse satın almak üzere piyasayı dolaşan tüketicinin arzularına benzer biçimde tavır sergilemektedir.
Öyle ki, moleküller de temel ve kararlı konumlarından kendiliğinden vazgeçmeyip, aksine geometrik yapılarının izin verdiği ölçülerde, hareketlerini olabildiğince rahat ve çeşitli türlerde gerçekleştirme eğilimindedir. Benzer şekilde, tüketici bireylerin gereksinimlerini karşılamada kullanılan ürünlerin kullanım pratikliği ve kullanımda sonuç alma hızları ve sonuca ulaşma maliyetlerinde sağlanabilecek düşüşler, insanoğlunun gözettiği ortak, dinamik, zamanla değişmeyen temel hedeflerdir. Bu genel akış içinde, dünya ölçeğindeki iktisatçılar, ekonomistler, işletmeciler ve özellikle reel sektör yatırımcıları; ağırlıklı olarak üretilecek ürünün maliyet düşüklüğü hedefine odaklanmaktadırlar. Ayrıca, küresel ve rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi ilkelerinin etkili olduğu dünya pazarlarında, reel üretimde üretilen ürünlerin kalite düzeyleri ve özellikle maliyet unsurları gözetilerek, üretim işletmelerinin maksimum karlılıkları hedeflenmektedir.
Bu yöndeki hedeflerinin gerçekleşebilmesi ve amaçlarına ulaşabilmeleri için, reel sektöre ait üretim işletmeleri de öncelikle üretim hacimlerini olabildiğince arttırma yönüne gitmektedir. Çünkü üretim hacmi artışı; temel iktisadi ilkeler doğrultusunda hem toplam satış tutarını, dolayısıyla karlılığı arttırmakta ve hem de birim üretim maliyetini düşürebilmektedir. İşletmeler; ürettikleri ürünleriyle ilgili tüketici kitlelerine ulaşabilme yönünde satış öncesi ve sonrasında, öncelikle bilgilendirme ve çeşitli reklam tanıtımları olmak üzere, yoğun beyin fırtınası ürünü çok çeşitli yöntemlere başvurmaktadırlar. Bu yöntemlerden belki de en dikkat çekici olanı, satış sonrası sürdürülen ve değişik firmaların yan kuruluşları durumunda ya da yetkilendirilmiş konumlardaki servis hizmetleridir.
Oldukça yeni fakat üretim ya da kullanım hatasından doğan, esasen büyük olasılıkla oldukça düşük maliyetlerle giderilebilecek ufak arızalar karşısında, beyaz eşyanızın önemli bir parçasının sökülmesi (demonte) ve işe yaramaz değerlendirilmesiyle çöpe atıldığına tanık olmanız sıkça rastlanabilir, sıradan olaylardandır. Oysa, arızalı parça fonksiyonelliğini kaybetmemiş olduğunda, bu tür örnekler; ülke ölçeğinde büyük miktarlara ulaşabilmekte ve dolayısıyla önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
Örnek olayda tanımladığımız, fonksiyonelliği tekrar sağlanabilir bu türden parçaların, sokakta çöp bidonlarını karıştıran kişilerce rastlantı sonucu görülmesi, toplanması ve hurda niteliğiyle değerlendirilmeleri bile, ekonomik kayıpları bağıl olarak çok düşük düzeylerde azaltması nedeniyle sevindiricidir. Bu açıklamalarla anlaşılmaktadır ki, sadece karlılık uğruna yapılan reel sektör üretim hacim fazlalıkları; ham madde tüketimlerini mutlaka önemsenmesi gereken ölçülerde yükseltmektedir.Bu gerçeğe dayalı üretim hacmi fazlalıkları; ülkeler ve dünya ölçeğine genişleterek değerlendirmeye alındığında, ham petrol, kömür ve doğal gaz gibi enerjiye dönüşümlü ham madde kaynakları yanında, yer altındaki rezervleri kullanılarak üretime sokulan filizlerin de gereksiz tüketimlerine ve üretim ömürlerinin kısalmasına neden olmaktadır. Fakat bu önemli olumsuzluktan daha etkili olanı; hammadde kaynaklarının enerjiye dönüşümleri esnasında yakılmaları ve üretim süreçlerine (proseslerine) sokulmaları anında, atmosfere ve işletme çevrelerinde toprağa ve suya yaydıkları değişik kimyasal maddelerdir. Bunlar çevre ve doğa için önemli tehdit oluşturucudur. Hele, üretilen ürünün maliyetini düşürmek üzere seçilen ve üretim ara işlemlerinde kullanılan bir dizi farklı kimyasal madde kullanımı; sözü edilen ortamlardaki kirliliği daha arttırmakta, sağlığı tehdit etme derecesine yükseltmektedir. Bu türden olumsuzluklar, ekonomik kalkınmayı da belirli ölçülerde gölgelemektedir. Son yıllarda yaygınlaşarak dile getirilen küresel ısınma olgusu; insanoğlunun geleceği yönünden önemli ve olumsuz gelişmedir. Küresel ısınma; bu tür kirlenmelerin yıllara dayalı yığınlarıdır. Ülke bazında; esnaf odaları, KOBİler, sanayi ve ticaret odaları ile yerel yönetimler; doğal hammaddelerin gereksiz tüketiminin,üretim yöntemlerinin,değişik tür ara kimyasal madde kullanımının denetimlerini ve ayrıca ürünün satış sonrası bakım hizmetlerindeki savurganlığı gündemlerine almalı ve bu yönde çalışmalar yapan uluslar arası kurumlarla mutlaka eşgüdüm içinde olmalıdır.
Yazar :
Prof. Dr. Dr. Mustafa
Cebe Email :
mcebe@uludag.edu.tr
|