Editörün Yorumu :
Vergi ve sübvansiyon açmazı
Şu anda özellikle sanayi sektörü, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere bazı diğer yükselen ülkelerin ürünleri ile rekabet edebilmek için haklı olarak sübvansiyon istemektedir.
Örneğin ülkemizde enerji, Uzakdoğu ülkelerine göre daha pahalı.
Yurt içi ulaşım hizmetleri, karayolu taşımacılığına dayandığı için ulaşım maliyetleri de yüksek. Firmalarımız 50 kişi çalıştırdıkları zaman avukat, doktor, yeminli mali müşavir vb. ücret yüküyle karşılaşıyor.
Bütün bunlar üretimin maliyetini yükseltiyor. Bu yüksek maliyetler karşısında da üreticiler, hükümetten sübvansiyon ve hukuksal bazı düzenlemeler (örneğin, ILO sözleşmelerine tabi olmanın alt sınırının 50 değil, 100 ya da 150 kişi olması) istemektedir.
İşin hukuksal yanını bir tarafa bırakırsak, diğer maliyetler için işverenler hükümetten haliyle sübvansiyon istemektedir. O zaman da karşımıza değirmenin suyu sorunu çıkmaktadır. Hükümet bu sübvansiyonları hangi parayla karşılayacak?
Hükümet vergi tabanını genişletebilir. Özellikle kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine almaya çalışabilir. Yurt içinden borçlanabilir (o zaman özel sektörün kullanacağı fonlar devlete gitmiş olur), yurt dışından borçlanabilir (bu da gelecek kuşaklar için yük oluşturur). Ülkemizde maalesef verginin tabana yayılması konusunda zaman tutarsızlığı sorunu yaşanmaktadır.
Dünyada likiditenin bol olduğu 2001, 2007 yılları arasında hükümetimiz, özellikle 2005, 2006 yıllarında kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alma yönünde adımlar atabilirdi. Ancak o dönemde bu mikro reformlar yapılamadı.
Dünyada likiditenin bol olduğu dönemde, özellikle küçük işletmelerin oluşturduğu kayıt dışılık, rahatlıkla kayıt içine alınabilirdi. Ancak şu anda bu, zor gözüküyor. Çünkü krizden en büyük etkilenenlerin başında küçük işletmeler geliyor. Böylece kayıt dışılığın üzerine şu anda gidilmesi zor. Öte yandan ülkemizde büyük endüstriyel kuruluşlar vergiden kaçamamaktadır, vergilerini ödemektedir.
Bu sırada orta ölçekli bazı firmalar, vergi dışında kaldıkları için büyük firmalar aleyhine bir haksız rekabet ortamı doğmaktadır.
Ancak şu anda bunun çözümü de kolay gözükmemektedir.
Bu arada akla, IMFden alınacak krediler ve bu krediler sayesinde Türkiyenin dünyada kredi notunun yükselmesi, ülkemize dolaylı ve dolaysız yabancı sermaye akımını teşvik edebilir.
IMF ile bir anlaşmaya varılmasının en önemli etkisi, beklentiler üzerine olacaktır. Bu konuda geçen haftaki yazımızda, hükümetin IMF ile anlaşma üzerine beklenti yaratmak suretiyle sekiz dokuz defa beklentileri olumlu yönde etkilediğini açıklamıştım. Eğer bundan bir yıl önce IMF ile anlaşmaya varılsaydı, bu anlaşmanın etkileri şu anda ortadan kalkardı, ancak bundan sonra IMF ile varılacak olası anlaşmanın etkilerinin ne zaman başlayıp ne zaman sonuçlanacağının da hesaba katılması gerekir.
Çünkü bir iktidar, IMF ile anlaşmaya varıldığı takdirde başlangıçta bunun menfi propagandası ile karşılaşma olasılığını göz önüne almak zorundadır. Ancak IMFnin ekonomiye sağlayacağı yarar ile onun manevi alanda yaratacağı olumsuzluğun, fayda-maliyet analizinin yapıldığını zannediyorum.
IMF ile yapılacak bir anlaşmanın ekonomi üzerindeki etkisi gecikmeli olarak ortaya çıkacaktır.
Bu gecikmenin de iyi hesaplanması gerekir.
2011 yılının ilkbaharında seçimlerin zamanında yapılacağını düşünürsek IMF ile yapılacak bir anlaşmanın olumlu etkilerinin ortaya çıkış dönemi çok önemlidir.
Bunun kestirilmesi de bazı ekonometrik çalışmalar gerektirir. Böyle bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ancak para politikası ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim.
Ülkemizde herhangi bir parasal şokun reel ekonomi üzerindeki etkisi 3 ile 9 ay arasında gerçekleşmektedir. Bu şokun enflasyon üzerindeki etkisi de 9 ile 18 ay arasında ortaya çıkmaktadır. O halde IMF ile varılacak bir anlaşmanın reel ekonomi üzerindeki etkisinin 3 ile 9 arasında ortaya çıkacağını düşünerek eğer niyeti varsa hükümetin, IMF ile anlaşacağını düşünüyorum.
NOT: Geçen haftaki makalemde, Avusturyalı sosyolog John Muth yerine yanlışlıkla Mises yazılmıştır. Düzeltir, özür dilerim...
Yazar :
Prof. Dr. İlker
Parasız Email :
ilker@ekohaber.com.tr
|