Haber : 9.839 Yorum : 4.404 Yazar : 33 Sayı : 821   Sık kullanılanlara ekle Açılış sayfam yap  
Anasayfa Künye Abonelik Gazeteye Reklam İletişim
Gündem Kent Patent İnceleme Şirket Söyleşi Ekonometri Sektör Dünya Finans Yurt
Ahmet Özenalp
Dolaşım belgelerin YGM yetkisi ile 7/24 onaylanmas...
Bahri Şarlı
Başarı ve mütevazılık
Cevdet Akçakoca
Ticarette güçlüler hegemonyasına son (II) Yasaklan...
Erdem Saker
Gerekli, belki de geç kalmış bir ceza mekanizması....
Prof. Dr. Erkan Işığıçok
GEnin efsane CEOsu Jack Welchten Liderlikle Yönet...
Prof. Dr. İlker Parasız
Krizler ABD ve Almanyaya yarıyor
Kemal Yamankaradeniz
Markayla bütünlük
Meftun Tayan
İstanbul Ankarada binalar kayıyor
Dr. Mevci Ergün
Pay sahibinin şirkete borçlanma yasağı
Prof. Dr. Dr. Mustafa Cebe
Cari açık; herkesin duyarlı olduğu güncel ekonomi...
( Yüksek Kimyager, Uygulamalı İstatistikçi, Yüksek Öğretmen ve Finansmancı )
Sercan Uslubaş
16 yılın varoluş resmi~
Tahsin Ardıç
Bursanın ilk ve tek ekonomi gazetesi
Yalçın Aras
Alman bankalarının çeki...!
Yılmaz Ardıç
Yeni yıl, yeni yüz, tecrübeli bir heyecan
Ziya Güney
Dünyada ve ülkemizde yerel yönetimler ve araştırma...
04 Şubat 2012
 
Prof. Dr. İlker Parasız
Vergi ve sübvansiyon açmazı
  Vergi ve sübvansiyon açmazı Şu anda özellikle sanayi sektörü, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere bazı diğer yükselen ülkelerin ürünleri ile rekabet edebilmek için haklı olarak sübvansiyon istemektedir. Örneğin ülkemizde enerji, Uzakdoğu ülkelerine ...

ilker@ekohaber.com.tr     -    Sayı : 718    /   Tarih : 09.02.2010

« HABERİ GÖNDER    EDİTÖRÜN ARŞİVİ »

Editörün Yorumu :
Vergi ve sübvansiyon açmazı



Şu anda özellikle sanayi sektörü, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere bazı diğer yükselen ülkelerin ürünleri ile rekabet edebilmek için haklı olarak sübvansiyon istemektedir.

Örneğin ülkemizde enerji, Uzakdoğu ülkelerine göre daha pahalı.

Yurt içi ulaşım hizmetleri, karayolu taşımacılığına dayandığı için ulaşım maliyetleri de yüksek. Firmalarımız 50 kişi çalıştırdıkları zaman avukat, doktor, yeminli mali müşavir vb. ücret yüküyle karşılaşıyor.

Bütün bunlar üretimin maliyetini yükseltiyor. Bu yüksek maliyetler karşısında da üreticiler, hükümetten sübvansiyon ve hukuksal bazı düzenlemeler (örneğin, ILO sözleşmelerine tabi olmanın alt sınırının 50 değil, 100 ya da 150 kişi olması) istemektedir.

İşin hukuksal yanını bir tarafa bırakırsak, diğer maliyetler için işverenler hükümetten haliyle sübvansiyon istemektedir. O zaman da karşımıza değirmenin suyu sorunu çıkmaktadır. Hükümet bu sübvansiyonları hangi parayla karşılayacak?

Hükümet vergi tabanını genişletebilir. Özellikle kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine almaya çalışabilir. Yurt içinden borçlanabilir (o zaman özel sektörün kullanacağı fonlar devlete gitmiş olur), yurt dışından borçlanabilir (bu da gelecek kuşaklar için yük oluşturur). Ülkemizde maalesef verginin tabana yayılması konusunda zaman tutarsızlığı sorunu yaşanmaktadır.

Dünyada likiditenin bol olduğu 2001, 2007 yılları arasında hükümetimiz, özellikle 2005, 2006 yıllarında kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alma yönünde adımlar atabilirdi. Ancak o dönemde bu mikro reformlar yapılamadı.

Dünyada likiditenin bol olduğu dönemde, özellikle küçük işletmelerin oluşturduğu kayıt dışılık, rahatlıkla kayıt içine alınabilirdi. Ancak şu anda bu, zor gözüküyor. Çünkü krizden en büyük etkilenenlerin başında küçük işletmeler geliyor. Böylece kayıt dışılığın üzerine şu anda gidilmesi zor. Öte yandan ülkemizde büyük endüstriyel kuruluşlar vergiden kaçamamaktadır, vergilerini ödemektedir.

Bu sırada orta ölçekli bazı firmalar, vergi dışında kaldıkları için büyük firmalar aleyhine bir haksız rekabet ortamı doğmaktadır.

Ancak şu anda bunun çözümü de kolay gözükmemektedir.

Bu arada akla, IMFden alınacak krediler ve bu krediler sayesinde Türkiyenin dünyada kredi notunun yükselmesi, ülkemize dolaylı ve dolaysız yabancı sermaye akımını teşvik edebilir.

IMF ile bir anlaşmaya varılmasının en önemli etkisi, beklentiler üzerine olacaktır. Bu konuda geçen haftaki yazımızda, hükümetin IMF ile anlaşma üzerine beklenti yaratmak suretiyle sekiz dokuz defa beklentileri olumlu yönde etkilediğini açıklamıştım. Eğer bundan bir yıl önce IMF ile anlaşmaya varılsaydı, bu anlaşmanın etkileri şu anda ortadan kalkardı, ancak bundan sonra IMF ile varılacak olası anlaşmanın etkilerinin ne zaman başlayıp ne zaman sonuçlanacağının da hesaba katılması gerekir.

Çünkü bir iktidar, IMF ile anlaşmaya varıldığı takdirde başlangıçta bunun menfi propagandası ile karşılaşma olasılığını göz önüne almak zorundadır. Ancak IMFnin ekonomiye sağlayacağı yarar ile onun manevi alanda yaratacağı olumsuzluğun, fayda-maliyet analizinin yapıldığını zannediyorum.

IMF ile yapılacak bir anlaşmanın ekonomi üzerindeki etkisi gecikmeli olarak ortaya çıkacaktır.

Bu gecikmenin de iyi hesaplanması gerekir.

2011 yılının ilkbaharında seçimlerin zamanında yapılacağını düşünürsek IMF ile yapılacak bir anlaşmanın olumlu etkilerinin ortaya çıkış dönemi çok önemlidir.

Bunun kestirilmesi de bazı ekonometrik çalışmalar gerektirir. Böyle bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ancak para politikası ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim.

Ülkemizde herhangi bir parasal şokun reel ekonomi üzerindeki etkisi 3 ile 9 ay arasında gerçekleşmektedir. Bu şokun enflasyon üzerindeki etkisi de 9 ile 18 ay arasında ortaya çıkmaktadır. O halde IMF ile varılacak bir anlaşmanın reel ekonomi üzerindeki etkisinin 3 ile 9 arasında ortaya çıkacağını düşünerek eğer niyeti varsa hükümetin, IMF ile anlaşacağını düşünüyorum.

NOT: Geçen haftaki makalemde, Avusturyalı sosyolog John Muth yerine yanlışlıkla Mises yazılmıştır. Düzeltir, özür dilerim...



Yazar : Prof. Dr. İlker   Parasız       Email : ilker@ekohaber.com.tr

 

Powered By VİTAL TEKNOLOJİ
Hosting Server Web Tasarımı Sunucu
 
Copyright © 2010 Ekohaber Adres: Tophane Meydanı Kale Sokak No: 2/A BURSA
Telefon: 0 224 223 29 29 (pbx)   Fax:  0 224 223 47 48    E-mail:  ekohaber@ekohaber.com.tr