ekohaber_logo    
  Künye | Abonelik | Gazeteye Reklam  | İletişim    
bul
para
ABD DOLARI 1.54 TL  
EURO 2.09 TL  
sektörler Gazetemiz
sektörler Sektör Reklamları
sektörler Site İstatistik
Haber : 6.962
Yorum : 3.028
Yazar : 31
Sayı : 722
  günedm Prof. Dr. İlker Parasız Yorumu  
   
Prof. Dr. İlker Parasız
Vergi ve sübvansiyon açmazı
 Vergi ve sübvansiyon açmazı Şu anda özellikle sanayi sektörü, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere bazı diğer yükselen ülkelerin ürünleri ile rekabet edebilmek için haklı olarak sübvansiyon istemektedir. Örneğin ülkemizde enerji, Uzakdoğu ülkelerine ...

ilker@ekohaber.com.tr    -    Sayı : 718   /   Tarih : 09.02.2010

« Haberi Gönder    Editorun Arşivi »

Editörün Yorumu :
Vergi ve sübvansiyon açmazı



Şu anda özellikle sanayi sektörü, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere bazı diğer yükselen ülkelerin ürünleri ile rekabet edebilmek için haklı olarak sübvansiyon istemektedir.

Örneğin ülkemizde enerji, Uzakdoğu ülkelerine göre daha pahalı.

Yurt içi ulaşım hizmetleri, karayolu taşımacılığına dayandığı için ulaşım maliyetleri de yüksek. Firmalarımız 50 kişi çalıştırdıkları zaman avukat, doktor, yeminli mali müşavir vb. ücret yüküyle karşılaşıyor.

Bütün bunlar üretimin maliyetini yükseltiyor. Bu yüksek maliyetler karşısında da üreticiler, hükümetten sübvansiyon ve hukuksal bazı düzenlemeler (örneğin, ILO sözleşmelerine tabi olmanın alt sınırının 50 değil, 100 ya da 150 kişi olması) istemektedir.

İşin hukuksal yanını bir tarafa bırakırsak, diğer maliyetler için işverenler hükümetten haliyle sübvansiyon istemektedir. O zaman da karşımıza değirmenin suyu sorunu çıkmaktadır. Hükümet bu sübvansiyonları hangi parayla karşılayacak?

Hükümet vergi tabanını genişletebilir. Özellikle kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine almaya çalışabilir. Yurt içinden borçlanabilir (o zaman özel sektörün kullanacağı fonlar devlete gitmiş olur), yurt dışından borçlanabilir (bu da gelecek kuşaklar için yük oluşturur). Ülkemizde maalesef verginin tabana yayılması konusunda zaman tutarsızlığı sorunu yaşanmaktadır.

Dünyada likiditenin bol olduğu 2001, 2007 yılları arasında hükümetimiz, özellikle 2005, 2006 yıllarında kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alma yönünde adımlar atabilirdi. Ancak o dönemde bu mikro reformlar yapılamadı.

Dünyada likiditenin bol olduğu dönemde, özellikle küçük işletmelerin oluşturduğu kayıt dışılık, rahatlıkla kayıt içine alınabilirdi. Ancak şu anda bu, zor gözüküyor. Çünkü krizden en büyük etkilenenlerin başında küçük işletmeler geliyor. Böylece kayıt dışılığın üzerine şu anda gidilmesi zor. Öte yandan ülkemizde büyük endüstriyel kuruluşlar vergiden kaçamamaktadır, vergilerini ödemektedir.

Bu sırada orta ölçekli bazı firmalar, vergi dışında kaldıkları için büyük firmalar aleyhine bir haksız rekabet ortamı doğmaktadır.

Ancak şu anda bunun çözümü de kolay gözükmemektedir.

Bu arada akla, IMFden alınacak krediler ve bu krediler sayesinde Türkiyenin dünyada kredi notunun yükselmesi, ülkemize dolaylı ve dolaysız yabancı sermaye akımını teşvik edebilir.

IMF ile bir anlaşmaya varılmasının en önemli etkisi, beklentiler üzerine olacaktır. Bu konuda geçen haftaki yazımızda, hükümetin IMF ile anlaşma üzerine beklenti yaratmak suretiyle sekiz dokuz defa beklentileri olumlu yönde etkilediğini açıklamıştım. Eğer bundan bir yıl önce IMF ile anlaşmaya varılsaydı, bu anlaşmanın etkileri şu anda ortadan kalkardı, ancak bundan sonra IMF ile varılacak olası anlaşmanın etkilerinin ne zaman başlayıp ne zaman sonuçlanacağının da hesaba katılması gerekir.

Çünkü bir iktidar, IMF ile anlaşmaya varıldığı takdirde başlangıçta bunun menfi propagandası ile karşılaşma olasılığını göz önüne almak zorundadır. Ancak IMFnin ekonomiye sağlayacağı yarar ile onun manevi alanda yaratacağı olumsuzluğun, fayda-maliyet analizinin yapıldığını zannediyorum.

IMF ile yapılacak bir anlaşmanın ekonomi üzerindeki etkisi gecikmeli olarak ortaya çıkacaktır.

Bu gecikmenin de iyi hesaplanması gerekir.

2011 yılının ilkbaharında seçimlerin zamanında yapılacağını düşünürsek IMF ile yapılacak bir anlaşmanın olumlu etkilerinin ortaya çıkış dönemi çok önemlidir.

Bunun kestirilmesi de bazı ekonometrik çalışmalar gerektirir. Böyle bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ancak para politikası ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim.

Ülkemizde herhangi bir parasal şokun reel ekonomi üzerindeki etkisi 3 ile 9 ay arasında gerçekleşmektedir. Bu şokun enflasyon üzerindeki etkisi de 9 ile 18 ay arasında ortaya çıkmaktadır. O halde IMF ile varılacak bir anlaşmanın reel ekonomi üzerindeki etkisinin 3 ile 9 arasında ortaya çıkacağını düşünerek eğer niyeti varsa hükümetin, IMF ile anlaşacağını düşünüyorum.

NOT: Geçen haftaki makalemde, Avusturyalı sosyolog John Muth yerine yanlışlıkla Mises yazılmıştır. Düzeltir, özür dilerim...



Yazar : Prof. Dr. İlker Parasız      Email : ilker@ekohaber.com.tr
 
 
yazarlarımız Yazarlarımız
Ermeni ayıbı TBMMde Ermeni Kilisesi Srup Krikor L...
Ahmet Özenalp
Başarı ve mütevazılık TESKOMB Genel Başkanımız sa...
Bahri Şarlı
Afrika sıcak mı? (Bir Mısır gezisi) Mart ayın içi...
Cevdet Akçakoca
Ekonomi gündemine yerleşemeyen sektör, tarım... G...
Erdem Saker
Enflasyon endeksleri Bilindiği gibi Şubat ayı enf...
Prof. Dr. İlker Parasız
Geçmiş olsun Mustafa Hocam! Uludağ Üniversitesi ...
M. Nuri Kolaylı
Yağmurların öğrettikleri Bu sene yurdumuzu önemli...
Meftun Tayan
Yeni Hal Yasası Türkiye, sahip olduğu iklim ve kl...
Mehmet Emin Tutan
Ekonomik istikrar, ekonomik potansiyel ölçüsünde ö...
Prof. Dr. Dr. Mustafa Cebe
Yola devam... Yazı başlığım, seçim sloganı gibi o...
Tahsin Ardıç
Ekonomi siyasetin gölgesinde ama etkisinde Bu ar...
Tolga Yücel
Komşumuzun, Yunanın ağzından... Çok değil, bir ka...
Yalçın Aras
Mutlu yıllar kardeşim Teşekkürler tüm okuyucularım...
Yılmaz Ardıç
Deprem, kentimiz ve master plan.. Yurt dışından d...
Ziya Güney


Powered By VİTAL TEKNOLOJİ
Hosting Server Web Tasarımı Sunucu
Copyright © 2008 Ekohaber  |  Adres: Tophane Meydanı Kale Sokak No: 2/A BURSA   Telefon: 0 224 223 29 29 (pbx)   Fax:  0 224 223 47 48    E-mail:  ekohaber@ekohaber.com.tr