Editörün Yorumu :
Ekonomi gündemine yerleşemeyen sektör, tarım...
Geçen haftaki EKOhaberde, sevgili İlker Parasız Hocamız, köşesinde “Potansiyel çıktı açığı ve tarım” başlıklı yazısında, tarım sektörünün ülke ekonomisindeki öneminin altını çiziyor ve sektörün bu anlamdaki zafiyetinin nedenlerini açıkça önümüze seriyor. Kalemine sağlık Sayın Hocam, içimdeki yanmayı öyle bir deştiniz ki bu hafta ben de eğer izniniz olursa konuyu biraz daha açmak istiyorum.
Önce Hocamızın tespitlerine bir göz atalım, “...ülkemizde binlerce ziraat mühendisi olmasına rağmen tarımın büyük bir kısmının köylüler tarafından yapılması, bir türlü büyük çapta tarımsal işletmelerin kurulmamış olması, tarım reformunun yapılmamış olması nedeniyle ülkemizin potansiyel tarım çıktı hacmiyle, halihazırdaki tarımsal çıktı hacmi arasında büyük bir fark olduğunu gözlemek mümkündür.”
Aslında bugün yaşanan bu sorunların temelinde, Türkiyenin sahibolduğu değerlerin, ne halk tarafından, ne de yönetenler tarafından farkına varılması yatıyor. Evet acaba farkında mıyız. Dört mevsimin yaşandığı bir konumda olduğumuzun farkında mıyız? Çok verimli tarım topraklarımızın olduğunun farkında mıyız? Tüm mevsimlere yaygın olarak bitkilerin gereksinim gördüğü suyun, geliştirilmiş sulama projeleriyle büyük oranda sağlandığının farkında mıyız? Topraklarımızda bugün kuzey kürede yetişen tüm tarımsal ürünlerin, çay ve muz gibi özel iklim koşullarına gereksinim duyanlar dahil ülkemizde yetiştiğinin farkında mıyız? Son 60 yılda yerküre üzerinde yaşayan insan sayısının neredeyse 3 katına çıktığının ve de bu insanların yaşamlarının varolabilmesinin temelinde, tarımsal üretimle sağlanan gıdanın olduğunun...
Evet ülkemizde binlerce, belki onbinlerce ziraat mühendisi var, ama 180 bin dönümlük sulama tesislerine ve birinci sınıf tarım topraklarına sahip MKP ovasında, tarlada çalışan, tarımsal üretim yapan kaç ziraat mühendisi, ziraat teknisyeni var? Kabahati herzaman ziraat mühendislerine yüklemeyelim, eğitim sistemimizde arayalım. Tarlanın içinde, uygulamalı eğitim verilmeyen bir sistemin ürettiği uzmanın tarla içinde çalışması beklenemez. Oysa bu alanda dünyada oturmuş, üretici beyinler oluşturan eğitim sistemleri var. ABDde var. İsrailde var. Gelişmiş ülkelerde var, bu sistemlere geçmek çok da zor değil. Sınıfı tarlaya, çayıra, ahıra taşımaktan, öğrencinin beline çapa, makas vb. asmaktan ibaret...
Hocamız toprak reformu deyince, hemen aklıma çeşitli vesilelerle bu köşede aktardığım, faşist Franconun İspanyada uygulamaya soktuğu ve halen yürürlükte olan sosyalist bazlı toprak reformu demiyorum, “tarım reformu” geldi. Şöyle, reform proje bazlı yapılıyor. Örneğin suyun bir baraj yapılarak temin edildiği bir ovanın sulanmasını sağlayacak bir proje uygulanmaya sokuluyor. Bizde DSİnin uyguladığı tüm benzer projelerde olduğu gibi, önce proje fizibilite çalışması yapılıyor. Bu çalışma içinde, toprak cinsi, iklim koşulları ve pazar çekiciliği gözönünde tutularak, proje uygulaması sonrasında alanda üretilebilecek ürünler belirleniyor. Bu ürünler için en ekonomik tarla büyüklükleri hesaplanıyor. Ardından sulama alanında, hesaplanan bu büyüklüklere göre toprak reformu yapılıyor. Büyük toprak sahiplerinin fazlalıkları, kamulaştırılarak küçüklere dağıtılıyor, böylece herkes, projenin öngördüğü bitki paternine uygun büyüklükte tarlaya sahiboluyor. İş bununla da bitmiyor, proje alanındaki mevcut yerleşimler, projenin öngördüğü adette ailelerin toplandığı köylere dönüştürülüyor. Her köyde, her ailenin ortağı olduğu bir kooperatifin kurulduğu bir düzen oluşuyor. Örneğin proje hayvancılığa yönelik bir gelişmeyi hedefliyorsa, tarla büyüklükleri hayvan yemi yetiştiriciliği için en ekonomik boyuta getiriliyor, her ailenin bir tarlası, ahırında inekleri oluyor. Gene her aile tarlasından yemini ve ahırından sütünü sattığı bir yem fabrikasının ve süt ürünleri şirketinin ortağı oluyor.
Bu model, bugün dahi İspanyada işlerliği olan bir sistemi içeriyor, tabii sadece bir örnek, her ülke kendi toplumsal yapısına uygun benzer sistemler kurabilir, herzaman alkışladığım, Bursa-Ağaköy Kooperatifi gibi.
Tarımsal üretim sistemlerinin kurulmasında, sadece proje bazında oturtulan tarım tekniklerinin ve tarım reformunun uygulanması yeterli olmayabilir, örneğin Hollandadaki süt ürünleri üretim fazlalığı, Hollanda ekonomisini sarsmaya başladığından, ülke, hayvan çiftliklerini, 75 baş hayvanla sınırlamış, bu sınırlamayı sadece hükümet koymamış, tüm organlarıyla ülke koymuş, örneğin siz 100 baş hayvan beslemeye kalktığınızda, bankalar size kredi vermiyor, sütünüzü süt ürünleri firmasına satamıyorsunuz, vb.
Sonuçta, sizin doğal ve toplumsal özelliklerinize uygun, ekonomik işlerliği iyi hesaplanmış sistemler kurarsanız, tarım sektörü de, endüstri gibi potansiyel üretimiyle ülke ekonomisindeki doğru yerine oturur.
Yazar :
Erdem
Saker Email :
erdemsaker@yahoo.com
|